
ERONA... ROHAN'IN SAVAŞÇI KIZI (BÖLÜM 9)
Tarih: Mart 22, 2004 - 15:32:14 Konu: Hikayeler
Grup üyeleri at sırtında zorlu bir yolculuğun ardından Celebrant Çayırlarında Güney Sığ denilen bölgeye ulaşmışlardı. Etraf sakin görünüyordu. Nehir boyunca ilerlemeleri halinde Lorien Ormanı'na ulaşacaklardı ama onlar yüzlerini Ulu Nehir Anduin'in karşı yakasına doğru çevirmişlerdi. Hedefleri Dol-Guldur'du. Çünkü aradıkları esirlerin orada olduğunu düşünüyorlardı.
Hara etrafına bakınarak nehri geçebilecekleri uygun bir yer aramaya koyuldu. Sandor'da ona katılmıştı. Burası sığ bir nokta olduğu için nehri geçebilecekleri en uygun yerdi. Diğerleri ise biraz daha geride kalmışlardı. Erona o yeşil gözlerini kuzey yönüne çevirerek Lorien Ormanına doğru baktı. Ufukta Mallorn ağaçlarının altın yapraklarını görebilmeyi umuyordu ama millerce ötede bulunan o muhteşem ağaçları görebilmesi mümkün değildi. Genç kız derin bir iç çekişin ardından bir kez daha gözlerini Lorien tarafına doğru çevirirken, birden babasının sesini duydu;
- Sanırım buradan geçebiliriz.. burada nehir hem sığ hemde dar.. karşı tarafa geçmek için en uygun yer
Hara'nın bu sözleri üzerine diğerleri de o yana doğru yöneldiler. Eldar, Welar ve Rufus atlarını yaşlı Rohanlının bulunduğu yere doğru yönelttikleri esnada, onlara göre daha geride bulunan Erona ilerideki uzun sazlıkların arasında birtakım kıpırtılar olduğunu hissetti. Rohanlı Kız kararsız gözlerle uzun sazlıkların arasına doğru bakarak diğerlerinin yanına doğru ilerledi. Bir yandan da elini sırtına atarak yayını çıkarttı. Erona o anda neler olduğundan tam olarak emin olmasa da, uzun sazlıkların arasında hareket eden birşeyler var gibi gelmişti ona.
O esnada Hara ve Sandor nehri yarılamışlardı bile. Diğerleri ise nehre doğru ilk adımları atmışlardı. Erona biryandan onlara yetişmeye çalışırken, biryandan da şüpheci gözlerle sazlıklara bakmayı sürdürüyordu. O esnada genç kız sazlıkların arasında kınından sessizce çıkartılan bir kılıcın yansımasını gördü. Erona'nın tüyleri biranda diken diken oldu, Sonra da tüm gücüyle haykırdı;
"Baba!!! Dikkat edin!! Pusuya düşürüldük!!"
Genç kızın bu çığlığıyla birlikte grup üyeleri korkuyla irkildi. Hepsi birden ellerini kılıçlarına ve yaylarına yöneltirlerken, az ötelerindeki geniş sazlık alanın içinden, korkunç çığlıklar atarak fırlayan Nahorlu yaratıklar üzerlerine doğru koşmaya başladılar. Yaratıkların görünüşleri korkunçtu. bedenleri simsiyahtı ve üzerlerindeki kıyafetlerde siyah ve koyu gri tonlarındaydı. Ellerinde uzun kılıçlar ve demirden yapılmış yuvarlak şekilli kalkanları vardı. Saçları uzun ve ağızları da büyüktü. Derilerinin çok kalın olduğu onlarca metre öteden bile belli oluyordu. Yaklaşık Otuz kadar yaratık korkunç haykırışlarla üzerlerine doğru koşmaktaydı. O anda Hara ve Sandor da atlarını kıyıya doğru yönettiler aceleyle. Ama atlar derin suyun içinde olduklarından hızlı hareket edemiyorlardı. Diğerleriyse daha nehrin kenarında olduklarından hemen kendilerini düşmanlarının olduğu tarafa doğru yöneltebilmişlerdi.
Erona ilk okunu en yakınındaki yaratığın böğrüne göndermişti bile. Nahorlu yaratık birkaç takla atarak yere devrildi. Diğerleri onu çiğneyerek koşmaya devam ediyorlardı. Bir tanesi elindeki uzun mızrağını Eronaya doğru fırlattı. Genç kız ani bir manevrayla kendisini havada hızla üzerine doğru gelmekte olan mızrağın uzun ve keskin ucundan korumayı bildi ama o esnada da elindeki yayını yere düşürdü.
O esnada Welar, Rufus ve Eldar'da yaratıklara doğru çevirdikleri yaylarından ilk oklarını attılar. Birkaç yaratık daha yere serildi ama diğerleri çok yaklaşmışlardı. Artık ok atmaya zamanları kalmamış olan grup üyeleri kılıçlarını çekerek atlarını yaratıkların üzerine doğru sürdüler. Rohan savaş naralarıyla çarpışma alanını inlettiler. Erona'da kılıcını çekerek atını yaratıkların üzerine doğru sürdü.
Dört Rohan atı adeta bir şimşek hızında yaratık güruhunun içerisine daldı. Birkaç yaratık Rohan atlarının güçlü ayaklarının altında kalarak ezilerek öldüler. Dört süvarinin havaya kaldırmış oldukları uzun ve keskin kılıçları az sonra yaratıkların üzerine doğru korkunç bir hızla indi. Keskin Rohan kılıçları çarptıkları yaratıkların kalın derilerini, zırhlarını, kalkanlarını parçalayarak onları cezalandırdı.
Neredeyse sadece bir dakika içerisinde yaklaşık olarak on tane yaratığın leşi yere serilmişti ama daha geride yirmi taneden fazlası vardı. Ve kalan yaratıklar korkunç haykırışlarla hasımlarının üzerine saldırıyorlardı. O sırada Hara ve Sandor'da kıyıya varmışlardı. İlk iş olarak uzun mızraklarını çekerek dövüş alanına yöneldiler. Hara atını hızla yaratık güruhunun üzerine doğru sürerken, biryandan da şöyle haykırıyordu;
"Dayanın çocuklar!! Korkmayın!! Karanlığın uşakları bizimle başa çıkamaz"
Az sonra Hara ve Sandor'da hızla çarpışma alanına girdiler. Ellerindeki uzun mızrakları en yakınlarındaki yaratıkların çirkin bedenlerine sapladılar. Korkunç böğürtüler çıkaran iki yaratık cansız bir şekilde yere serildi. Kıyasıya bir ölüm-kalım savaşı yaşanıyordu yeşil çimenlerin üzerinde. Yaratıkların gözleri iyice dönmüştü. Önde bulunan yaratıklar kılıçlarıyla çarpışırlarken, daha geride olanlar ok ve mızrak fırlatıyorlardı. Grup üyeleri biryandan kılıç dövüşü yaparken, biryandan da üzerlerine atılan ok ve mızraklara dikkat etmek zorundaydılar. Öyleki Rufus'un uzun kalkanının üzerinde tam dört tane ok saplanmış şekilde duruyordu.
Neyseki yaratıkların kılıçtaki ustalıkları zayıftı ve zırhları da çok kalın değildi. Yavaş yavaş sayıları azalmaya başlamıştı. Çarpışmanın rengi Rohanlılardan yana dönmeye yakınken, birden Hara'nın atı kalçasına saplanan bir yaratık okuyla acı içinde irkildi.
Acı dolu bir çığlıkla inleyen mızraktay ani bir hareketle şaha kalktı. Güçlü Rohan atı arka ayakları üzerinde yükselerek tepinmeye başladı. Atın ön ayakları en yakınındaki bir yaratığa müthiş bir darbe savurup yaratığı havada savurdu. O esnada Hara'da atın üzerinde daha fazla duramayarak yere düştü. Nahorlu bir yaratık hemen Hara'nın üzerine yönelerek korkunç bir savaş nidası eşliğinde elindeki kılıcı Hara'ya doğru savurdu. Şiddetli çarpmanın etkisiyle biranda gözleri kararan Hara son anda düşmanının bu hareketini görerek kılpayı bir farkla da olsa kendisini yana doğru atarak bu hamleden kurtulmayı bildi. Yaratığın kılıcı nemli toprağa saplandı. Babasının başının dertte olduğunu gören Erona hemen elini beline atarak çıkarttığı hançerini yaratığa doğru savurdu. Savururken de şöyle haykırdı genç kız "Geber iğrenç yaratık!!" Hançer havada kısa bir yolculuğun ardından yaratığın çenesinin altından boğazına sapladı. Nahorlu yaratığın kirli koyu renk kanı göhsüne doğru ararken, gırtlağından yükselen acı dolu bir inlemeyle yere devrildi. Kızının bu hayati yardımıyla vakit bulan Hara kendisini toparlama fırsatını bulmuştu. Kılıcını elinde sıkıca kavrayan Hara hemen ayağa kalkarak çarpışmaya kaldığı yerden devam etti.
Welar ve Eldar'da Rohanlı Süvarilere yakışır derecede iyi çarpışıyorlardı. Ellerindeki uzun ve keskin kılıçlar düşmanlarının üzerinde hiç durmadan inip kalkıyor, her bir ölümcül darbeyle birlikte havaya yaratıkların kafaları, kolları savruluyor, pis kanları havaya fışkırıyordu.
Yaklaşık on dakika boyunca devam eden bu korkunç çarpışmanın sonucunda geriye sadece bir tane yaratık kalmıştı. Rohanlılar yaratığın etrafını çevirdiler. Hara şöyle dedi arkadaşlarına;
-Onu canlı istiyorum.. Konuşturabilirsek ne ala..
Welar yere saplı bir şekilde duran bir mızrağı alarak yaratığın eline doğru fırlattı. Mızrak yaratığın eline saplandı. Nahorlu acı bir inlemeyle sarsıldı, o esnada elindeki kılıcı da yere düştü. Rufus ve Eldar'da hemen yaratığın üzerine atılarak onu yakaladılar.
Yaratık acı içinde böğürerek kurtulmaya çalışıyordu, olduğu yerde tepiniyor, inliyor, gırtladığından birtakım böğürtüler yükseliyordu.
Hara yaratığa doğru yöneldi. Onun tam karşısında durarak iri ve çirkin gözlerinin içine baktı. Sonra da emreden bir ses tonuyla şöyle bağırdı;
- Yakaladığınız esirleri nereye götürüyorsunuz? Onları nerede tutuyorsunuz? Konuş!!
Yaratık nefret saçan gözlerle Hara'ya bakıyordu. Gırtlağından birtakım tıslamalar yükseliyordu ama anlaşılır şeyler değildi bunlar.
Hara'nın sabrı taşmak üzereydi. Sol eliyle yaratığın gırtlağını yakalayıp tüm gücüyle sıkarak şöyle bağırdı;
- Konuş pis hayvan!!! Konuş ki sana acıyalım, şu iğrenç hayatını sürdürmene izin verelim..
Bir süre bekledi Hara ama yaratıktan hiçbir tepki gelmiyordu. Sadece olduğu yerde tepiniyor, kurtulmaya çalışıyordu. Sandor şöyle dedi;
- Yararı yok Hara.. Bu vahşi yaratıkları konuşturmak imkansız.. Vaktini boşa harcıyorsun
Hara şöyle karşılık verdi arkadaşına;
- Haklısın Sandor..
Daha sonra Hara elindeki kılıcı havaya kaldırarak yaratığın boynuna doğru savurdu. Yaratığın iri kafası yere düştü, yeşil çimenlerin arasında yuvarlanarak gitti. Çirkin bedeni de yavaşça yere yığıldı. Hara diğerlerinden biraz uzaklaşarak üzgün bakışlarla çarpışma alanına göz gezdirmeye başladı. Yaratıkların cansız bedenleri etrafa saçılmıştı. Kopuk kafalar, kollar ve başka vücut parçaları etrafa dağılmıştı. Yerlerde yaratıklara ait olan kılıçlar, kalkanlar, mızraklar ve diğer savaş araç-gereçleri geniş bir alana yayılmış olarak durmaktaydı. Az sonrada yerde yaralı olarak yatmakta olan atı mızraktayı gördü Hara. Hemen atının yanına doğru koşarak gitti ve dizlerinin üzerine çökerek elleriyle atının yüzünü okşayarak şöyle dedi keder dolu bir sesle;
- Ah Mızraktay.. seni bu zorlu yolculuğa hiç çıkarmamalıydım.. Sen benim oğlum gibiydin.. Seni kaybetmek sanki bir evladı kaybetmek gibi geliyor bana..
Mızraktay efendisinin bu sözleri üzerine kapalı olan gözlerini biraz açarak efendisine doğru baktı. Atın çok acı çektiği gözlerinden ve nefes alış verişinden belli oluyordu. Hara keder dolu gözlerle atına son bir kez daha bakarak ayağa kalktı. Daha sonra da yaratıkların cesetleri arasında dolaşmaya ve onları incelemeye başladı. İlk kez karşılaştığı bu yaratıklar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya çalışıyordu Hara. Ama o esnada arkasındaki hareketsiz yaratık cesetlerinin arasında çirkin ve iri bir yaratık elinin yerdeki bir kılıcı sessizce kavradığından habersizdi. Az sonra bu yaralı Nahor yaratığı yattığı yerden usulca kalkarak Hara'ya doğru hızlıca yöneldi. Tam o anda Sandor olayın farkına vararak şöyle bağırdı;
- Hara!!! arkanda bir yaratık var!!
Hara arkasına doğru dönmeye çalışırken, birden havada ıslık çalarak yol alan bir ok yaratığın kafasına saplanarak onu yere devirdi. Hara bir an şaşkınlıkla harekesiz kaldıktan sonra elindeki kılıcını yaratığın kafasına doğru savurdu ve kellesini gövdesinden ayırdı. Sonrada yaşlı Rohanlı hayatını kurtaran bu oku kimin attığını anlamak için arkadaşlarına doğru baktı. Fakat Hara onlarında şaşkın bir halde oku atan kişiyi görmek için etraflarına baktıklarını gördü. Az sonra Eldar'ın sesi duyuldu. Şöyle diyordu Rohanlı;
- Bakın şurada bize doğru dörtnala gelmekte olan ak bir süvari var.. Sanırım oku atan kişi o. Fakat bu kadar uzaktan ve at üzerinde dörtnala giderken nasıl oldu da o yaratığı kafasından vurmayı başarabildi? O ya çok büyük bir savaşçı yada bir büyücü olmalı.
Hara ve diğerleri Eldar'ın işaret ettikleri yöne doğru baktıklarında gerçekten de yanlarına doğru dörtnala gelmekte olan ak bir süvariyi gördüler. Mesafe uzak olduğu için kim olduğunu göremiyorlardı. Erona babasının yanına gelerek şöyle dedi, gözleri gelmekte olan ak süvariye çevrili olduğu halde;
- Sence o kim baba??
- Bunu az sonra öğreneceğiz kızım ama, umarım o gelmesini umut ettiğim kişidir...
|
|