Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 37 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Mart 21, 2013 - 08:08:57
· Kızıl Yolculuk (1)

Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)


Eski Yazılar

LOTR: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI
Yayınlanma tarihi Eylül 04, 2002 - 11:22:33 Gönderen ringmaster

> GENEL / Yüzüklerin Efendisi BerilacBolger göndermiş "Uyarı!: Bu yazı €dion serisinin 2. bölümüdür.
Önceki bölümler;
LOTR: EDION (Önsöz Niteliğinde)
(3 Ağustos 2002 tarihli)
LOTR: €DION - BÖLÜM I - TARLALARIN ŞARKISI
(16 Ağustos 2002 tarihli)

€DION – BÖLÜM II – AY IŞIĞI

Ertesi sabah siyaha bulanmış köye ulaştıklarında gördükleri manzara hiç de hoş değildi. Evlerin yanmış duvarlarına yapışmış olan küllerin keskin kokusu hala havaya karışmaya devam ediyordu. Birkaç kara kargadan başka hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Yavaşça sürdüler at arabasını terk edilmiş köy yığınının içine doğru. Aian hiç konuşmadan bu harap olmuş yaşam yerini izliyordu.

Berilac ise Aian'ın içindeki nefretin ve öfkenin saniyeler ilerledikçe büyüdüğünü hissediyordu. Aian ağlamak istiyordu ama ağlayamıyordu. Ağlamayacaktı! Güçlü olmalıydı. Siyahlığın çaresizliğindeki evlerin önünden geçerken köyün bütün ailelerini, çiftçilerini, çocuklarını ve hatta hayvanlarını teker teker hatırladı. Şuralarda yaşlı bir çınar olacaktı... O çınarın aldığı son hediye yangından önce gökyüzünden gelen birkaç damla kuru gözyaşı olmuştu. Kendi evini görünce arabadan atladı ve tedirgin bir şekilde harabeye doğru yaklaşmaya başladı. Berilac, "Sakın birşeye dokunma, küllerin zehirli olduğunu biliyorsun" dedi. Aian onu duymamış gibi yürüdü neredeyse yok olmuş eve doğru. Yıkık duvarların arasından tüm hayatına baktı nefes almadan.
"Ne kadar tuhaf" dedi Aian sessizce, "Hayatın küllere bulanmış ve sen sadece seyrediyorsun. Cebinde kalmış birkaç mutluluk kırıntısı çalınıyor ve sen sadece "niye?" diye sorabiliyorsun. Yapacak birşey yok, öfkelenecek kadar bile duygum kalmadı."
Berilac yavaş adımlarla at arabasından indi ve bastonunu aldı. Aian'a yaklaşarak elini onun omuzuna koydu.
"Unutma, kaderin €dion'un Ruhu olmak... ancak izleyeceğin yolu sadece sen seçebilirsin" dedi Berilac.
"Peki köydeki diğer insanların çektiği acıları durdurabilir miyim? Onlara yeni bir hayat verebilir miyim?... Ne kadar da saçma geliyor sana bu söylediklerim" dedi Aian gözleri dolu, "Till? O bunları haketmiş miydi? Buraya geldiğimizde daha beş yaşındaydım. Çok sevmiştim tarlaların şarkılarını. O zaman çok mutluydum. Herşey çok güzeldi. Anneme "Ne olur burada kalalım" diye ısrar etmiştim. Hepsi benim suçum, onları ben öldürdüm..."
"Yanılıyorsun Aian, senin duyduğun pişmanlık kendine pay çıkarmaya çalışmandan kaynaklanıyor. Ama benim duyduğum pişmanlık yirmi senelik ömrümün boşuna yaşanmışlığını yüzüme vurmaktadır" dedi Berilac ve elindeki bastonunu küllerin içine savurdu, "Artık buna ihtiyacım yok. Yaşlılığım sadece bu geçen yirmi senenin gölgesinde kaybolmuş amaçsızlığımın yansımasıdır. Şu anda bir amacım var ve ben hatalarımı telafi edemeyeceğimi biliyorum. Sadece üçüncü kez aynı hatayı yapmamaya kararlıyım. Aian, €dion'un Ruhu... Kızım... Senden çaresizliğimin verdiği hüzünle yardım istiyorum. Anneni ne pahasına olursa olsun kurtaracağım, söz veriyorum."
Aian o anda büyümüştü. Artık genç bir kadındı ve sorumluluğunu biliyordu. Berilac'a baktı,
"O alçak Zaabath'a bunları ödeteceğim. Eğer ben €dion'un Ruhu isem o büyücüye anneme ve sana yaptıklarını ödeteceğim. İstediği kadar güçlü olsun hünerleri ve boş lafları. Bu köyün yaşadığı acılar Zaabath ile birlikte son bulacak. Yemin ediyorum! Herşeyin üstüne yemin ediyorum!... Ama ne yapacağımı bilmiyorum" dedi Aian.
Berilac yıllardır hasret kaldığı cesaretini bir nefesle içine çekti, "Vaktimiz çok az, bir an önce Gradran'a gitmeliyiz" dedi.
"Peki nasıl gideceğiz, ne kadar uzaklıkta?" diye sordu Aian.
"Yol uzun" diye cevap verdi Berilac. "Gradran kuzeybatıdaki Menth Dağlarının ardındaki bir vadide yer almaktadır. Oraya gidişimiz birkaç ay, belki de daha fazla sürebilir. Burada kaybedilecek vakit yok. Önce buraya yaklaşık iki gün uzaklıkta olan Antronia ülkesine gitmeliyiz. Zaabath Gradran'daki bütün diğer büyücüleri öldürdü. İki tanesi hariç. Bunlardan biri Enathia'da yaşıyor, adı Egestath. Bize yardım edebileceğini umuyorum."
Aian yıkık evden bakışlarını zorlukla çekti ve "umarım" dedi kendi kendine. Atlar kül kokusundan rahatsızlıklarını huysuzlanarak dile getiriyorlardı. Aian, daha önce hiç köyünden dışarı çıkmamıştı. Küçüklüğünde dışarıyı hep merak eden ve her fırsatta birkaç adım daha ileriye gitmeye çalışan Aian, annesinin bu konudaki hassasiyetini hiç anlayamamıştı o zamanlar. Yola çıktıklarında ikiside konuşmuyordu. Aian göz ucuyla yaşlı adama baktı. Hala onun için bir yabancıydı ama yine de ona güvenmesini söyleyen bir ses sürekli kalbinin duvarlarına çarpıyordu. Olanları anlayamıyordu Aian. Bu kadar kısa sürede hayatı hiç bilmediği gerçeklerin ortaya çıkmasıyla değişmişti. Üzgündü ve bir o kadar da kızgındı. Artık düşünmek bile yoruyordu Aian'ı. Gözlerini kapadı. Hayallerle daldı ve uyudu.
Soğuk bir ürperti kulağının arkasından başlayarak ince boynunu dolaştı Aian'ın. Gözlerini açtığında yeni doğmakta olan güneşi kızıl saşlarının arasından izliyordu. Çok kere izlemişti güneşi ama ilk kez bu kadar güzel ve uzak gelmişti. Yanında at arabasını kullanan Berilac'a baktı.
"Hiç uyumadın mı sen?" dedi fısıltıyla Aian.
"Hayır, bir an önce Solvit'e varmak istiyorum. Oradan ihtiyacımız olabilecek aletleri satın alabiliriz. Hem güzel bir han biliyorum orada ama daha bir günlük yolumuz var" dedi Berilac yorgun gözlerini yoldan ayırmadan. "Dün gece birkaç kurt uluması duydum."
"Kurtlar mı? Buralarda kurt olmaz ki..."
"Beni düşündüren de bu zaten. Tuhaf şeyler dönüyor ve bu da canımı sıkıyor. Sanırım Umbas tarafından geldiler."
"Umbas şu tuhaf ülkeydi, değil mi?" diye sordu Aian.
"Pek tuhaf sayılmaz ama tekin değildir. Umbas insanları bencillikleri ile ünlüdür. Çıkarları doğrultusunda herşeyi yaparlar. Tabii ki en önem verdikleri şey paradır" dedi Berilac. "Toprakları çok verimsiz olduğundan geçimlerini diğer ülkelerden kazanmaya çalışırlar. Barbar bir ülkeymiş. Zamanında çok güçlülermiş ama diğer ülkeler birleşerek onları kontrol altında tutmayı başarmış. Bu da onları iyice içlerine kapatmış ama yine de kalabalık merkezlerde görülürler. Tipik bir ırktır. Ben hiç gitmedim Umbas'a tabii..." diye devam etti Berilac, "Dağlık bir bölgedir ve kurtlarıyla ünlüdür. Bu yüzden şüphelendim onlardan. Aslında Zaabath'ın bu işte bir parmağı olduğundan şüpheleniyorum."
"Zaabath mı?"
"Evet, ondan herşey beklenir. Eğer duyduğum Umbas kurtlarıysa bir çıkarları olmadan bu topraklara gelmezler. Belki de yanılıyorumdur" dedi Berilac düşünceli bir şekilde.
Aian için bu ülkeler sadece oradan buradan duyduğu hikayelerden ibaretti. Köylerine hemen hemen hiç yabancı gelmezdi. Hep tanıdık yüzler, hep aynı günler, hep aynı sözler.
"Peki Zaabath eğer bu işin içindeyse amacı ne olabilir?" diye düşündü Aian ama Berilac'ın da düşünceli halinden bu sorunun cevabını bilmediği çok açıktı. Kurtlar... Hiç kurt görmemişti Aian. Sadece vahşi köpekler olarak anlatmışlardı ona. Açıkçası pek de merak etmiyordu kurtları şu anda. Aian'ı düşündüren bir yolda ilerledikleri ve çok korktuğuydu. Anlatılan her kelime bir sisin içerisinden çıkan yeni kapılar doğuruyordu. Sorun, sisin bu kapıların heryerini kapatmış olmasıydı. Göremiyordu geleceğini. Umut etmek bile çok uzak geliyordu Aian için.
Akşama doğru yola uzak hafif yüksek bir tepe üzerinde dinlenmek ve yemek yemek için durdular. Tepenin çok güzel bir manzarası vardı. Geldikleri yolu ve ilerisini görebiliyorlardı. İlerideki bir köyün sivri çatıları yeni oluşmaya başlamış sise inat dikkat çekmeye çalışıyorlardı. Güneş batmaya yüz tutmuş selam veriyordu sarı otlaklara. Hava serinlemeye başlamıştı ama Berilac ateş yakmamayı tercih etmişti. Bu yüzden Aian, tepenin arka tarafına bıraktıkları arabadan bir battaniye alıp üzerine örttü.
"Antronia sınırındayız, çatıları fark ettin mi? Antronia ülkesinde sivri çatılar ünlüdür. Neredeyse bütün evlerin çatıları sivri kulelere benzer. Ana yola çıktıktan sonra biraz daha ilerleyince Solvit'e varacağız" dedi Berilac, "Solvit, ticari açıdan güçlü bir yerdir. Orada daha kalın giysiler, yiyecek ve bir takım silahlar bulabiliriz."
"Silah mı?"
"Evet, yolumuz tehlikeli..." dedi Berilac.
Aian gözlerinde çaresiz bir utangaçlıkla "Ama ben hiçbir şey kullanamam. Hayatım boyunca tek kullandığım keskin alet bıçaktır. Tabii yemek yaparken kullandığım düşünülürse..." dedi.
"O zaman sana yemek bıçağı alırız Aian" dedi Berilac hafifçe gülümseyerek. Aian, bunun bir dalga geçme olduğunu geç de olsa anlayınca yüzündeki ifade yerini kızgınlığa bıraktı.
"Hayır, sen eskiden kılıç kullanıyormuşsun. Bana da öğretirsin. Ben de kılıç kullanmak istiyorum. O aptal müritlerle başa çıkacağım. Hepsini öldürmem gerekse bile..."
"Öldürmek için fazla hevesli gördüm seni..." dedi Berilac ciddileşerek.
"Ben sadece intikam istiyorum!"
"Unutma Aian, onlar da senden daha kötü veya iyi değiller. İnandıklarını yapıyorlar. Tıpkı şu anda senin yaptığın gibi. Zaabath onları kandırmış olabilir ama bu sadece onların iradelerinin ve Zaabath'ın büyülü sözlerinin eseri... Bizim işimiz sadece Zaabath'la. Herşeyin sorumlusu o! Ve sen, amacını unutma..."
"Amacım annemi kurtarmak... onu çok özledim" derken Aian'ın gözlerinde biriken öfke derin bir çukurda hapsolmuştu.
"Ben de..." dedi Berilac, "Hadi, al şu ekmeklerden ye. Pek güzel değiller ama yol yemeği bunlar. Seni tok tutarlar."
Aian, Berilac'ın uzattığı sert ekmeği yemeye başladı. Tadı gerçektende kötüydü. Onları tutan elleri gibi soğuk ve kuruydu. Lacivert perde doğudan tüm gökyüzünü sarmaya başlamıştı. Yaklaşan at seslerini duyduklarında güneşin son damlaları da çekiliyordu oturdukları tepeden. Sesleri duyan Berilac, "Sakın bir ses çıkarma, beklenmeyen misafirler olabilir. Bir de hırsızlarla veya haydutlarla uğraşamayız" dedi. Aian, tepeden ilerideki yola doğru baktı. Geldikleri yönden beş tane atlı yaklaşıyordu. Atların üzerlerinde cüppelerinin kapşonlarını takmış tuhaf görünümlü adamlar vardı. At arabasının yoldan ayrıldığı yerde yavaşladar ve durdular. Yerdeki izleri araştırdıkları her hallerinden belliydi. Birbirleri ile tartışmaya başlamışlardı ve ne dedikleri anlaşılmıyordu. İçlerinden en uzunu Aian ile Berilac'ın bulunduğu tepeye doğru baktı. Ateş yakmamalarının sebebini başta anlamamış olan Aian çok korkmuştu. Tepeye doğru bakan adam atıyla onlara doğru yavaşça ilerlemeye başladı. Diğerleri ise hala tartışmaya devam ediyorlardı. Yaklaşan atlı kapşonunu çıkardı. Karanlık olduğu için uzun boylu adamın yüzü gözükmüyordu. Bulutların ardından yeni beliren beyaz ay ışığı bir maskeyi ortaya çıkarırcasına adamın yüzüne vurdu. Dazlak kafasında bir anda beliren gözleri ay ışığının parlaklığında yanmaya başladı. Adam yaklaşırken havayı kokluyor, yerdeki izlere bakıyordu. Aian, ciğerlerine sanki küçük iğnelerin battığını hissediyordu. Başı dönmeye başladı ve nefes alışları zorlandı. Görüntüler kayıyor, sesler yankılanıyordu. Birden diğerlerinden gelen sesler yükselmeye başladı. Kavga alevlenmişti. Dazlak kafalı adam siyah atını şaha kaldırarak hızla geri döndü ve yoldan gittikleri yönde devam etmeye başladı. Diğerleri sustular, birbirlerine baktılar ve dazlak adamı takip etmeye başladılar. Bir süre sonra atların ayak sesleri duyulmuyordu. Aian, daha önce bu kadar korktuğunu hatırlamıyordu.
"Bunlar haydutlar mı?" dedi Aian fısıltıyla.
"Diğerlerini bilmiyorum ama muhtemelen dazlak olan adam bir Zaa müridi. Tam göremedim ama yüzünde boyalar vardı galiba" dedi Berilac, "Sanırım korktuğum başıma geliyor..."
"Korktuğun şey ne?" diye sordu Aian merakla.
"Zaabath'ın birşekilde senden haberi olmuş olmalı. Yoksa buralara müritlerinden birini neden yollasın ki? Adamın birşeyler aradığı çok açıktı. Açıkçası ucuz kurtardık."
"Ne yapacağız şimdi?" dedi Aian nefes alışları düzelirken.
"Arabayı burada bırakacağız. Atları alıp Solvit'e güneyden gireriz, yol tehlikeli olabilir. Ata binebilir misin?"
"Evet, Till ile birlikte az gezmedik atlarla" dedi Aian gözlerindeki özlemle.
"Tamam o zaman oyalanmayalım" dedi Berilac ve toparlanmaya başladı, "Sabah olmadan Solvit'e varabilirsek çok iyi olur. Zaten pek yükümüz yok."
İkiside daha fazla konuşmadan atlarına bindiler ve hızlı ama sessiz bir şekilde yola koyuldular. Tarlaların arasından geçerken Aian'a bütün bu olanlar hala kötü bir rüya gibi geliyordu. Neden bu kadar heyecanlandığını anlayamıyordu. Gece boyunca sürdüler atlarını ve sabaha doğru güneyden Solvit'e vardılar.
Solvit orta büyüklükte sivri çatılı bir şehirdi. Daha çok erken olmasına karşın bazı insanlar ayaktaydı ve hazırlık yapıyorlardı. Serin sabaha sessizlik hakimdi. Sadece birkaç horoz öttü yakınlardan ve çevrelerindeki insanları görünce utanarak vazgeçtiler. Hiç kimse yoldan geçen iki yabancı ile ilgilenmiyordu. Aian yolun kenarındaki çadırlara baktı ve "Bu çadırlar neden?" dedi.
Berilac, "Sana demiştim, burası ticari bir yer. Birkaç yolun tam kesiştiği yerde kurulmuş. Buradaki insanların çoğu yabancıdır. Çadırlar kurarlar, mal satarlar, mal alırlar ve giderler. Gelen gideni çoktur buranın. Bu yüzden saklanmamıza gerek olmasa da temkinli olmakta fayda var. Önce gidip kendimize birşeyler alalım. Sonrada bir hana gideriz ve uyuruz. Çok yorgunuz ikimizde."
Güneş ortaya çıktıkça geceleri saklanan gölgeler de ortalıklarda dolaşmaya başladılar. Etraf iyice kalabalıklaşmaya başladı ve sesler arttı. Satıcılar mallarını satmak için birbirleyiyle kıyasıya mücadele ediyorlardı. Yaptıkları pazarlıklar sonucunda genelde yüzlerinde tuhaf ifadelerle yolluyorlardı müşterilerini. Aian ve Berilac önce kendilerine kapşonlu sıradan kıyafetler aldılar ve üzerlerine giydiler. Daha sonra bir demirci dükkanından Berilac kendine orta boy bir kılıç, Aian'a da biri uzun diğeri kısa iki adet kama aldı. Berilac genelde hiç pazarlık yapmıyor, bu da satıcıların çok mutlu olmasına yol açıyordu. At yemi almak için büyük ve kalabalık bir çadıra girdiklerinde Umbaslılara rastladılar. Berilac sessizce Aian'ın kulağına "Bak işte bunlar Umbaslılar. Uzun sarı saçlar, esmer ten, çekik gözler... Çok tipik bir ırk demiştim sana" diye fısıldadı.
Aian kalabalık çadırın içindeki üç Umbaslı adamı çaktırmadan inceliyordu. Sanki yıllardır hiç konuşmamışlar gibi tuhaf bir aksanları vardı.
"Drilig nerede kaldı?" dedi Umbaslılardan biri.
"Ne biliyim ben? Zaten sinirimi bozuyor o dazlak. Gelmiş emirler verip duruyor bize kırmızı boyalı" dedi öteki yüzünde buz gibi bir ifadeyle.
"Ama iyi para veriyor" dedi üçüncüsü.
Diğerleri bu son cümleyi başlarını sallayarak onaylarken satıcı da "para" kelimesinden iyice etkilenmişe benziyordu. Berilac aceleyle yemleri alıp Aian'a bir an önce oradan çıkmaları gerektiğini söyledi. Satıcı ile göstermelik bir pazarlık yapılırken Aian kapşonunu taktı, Umbaslılardan biriyle göz göze gelince bakışlarını kaçırdı. "Acaba geçen akşam yolda gördükleri atlılar bunlar mıydı?" diye düşünürken çadırdan içeri dazlak kafalı uzun boylu bir adam girdi. Adamın yüzünde kırmızı renkli ilginç desenler vardı. Yanında da iki tane daha Umbaslı duruyordu. Aian, geçen akşam tepenin ardında içinde ona batan iğneleri tekrar hissetti. Dazlak, gözleri nefret ve kibirle dolmuş bir şekilde "Hala bitiremediniz mi işinizi?" diye azarladı Umbaslıları. Aian, tedirgin bir şekilde kalabalığın arasından Berilac'ın arkasına geçerek kendini gizlemeye çalışıyordu. Berilac ise yemleri kontrol ediyormuş gibi yaparak sırtını dazlak adama döndü.
"Tamam Drilig bitti sayılır, pazarlık ediyorduk" dedi Umbaslı.
Drilig cebinden bir kese çıkartarak satıcıya doğru attı ve Umbaslılara dönerek, "Pazarlık bitmiştir, yeni gelişmeler varmış. Hemen Atun'a gidiyoruz" dedi.
Satıcının şaşkın bakışları arasında "Atun'a mı? Neden?" dedi Umbaslı.
"Nedenler ve cevapları seni ilgilendirmez Umbaslı" dedi Drilig öfkeyle Umbaslıya bakarak. Sesindeki aşağılama tonunu özellikle belli etmişti.
"Bizim işimiz burada bitti Drilig!" dedi Umbaslı çekinerek.
Bunun üzerine diğer Umbaslılar tedirgin bir şekilde Drilig'in sakin ama korku salan gözlerine bakıyorlardı.
Heyecanlanan Umbaslı "Anlaşmamız sadece yangın olayı içindi. Bir aydır bizi peşinde koşturuyorsun" diye isyan etti sonunda. Aian içinde biriken öfkenin ani bir patlamasıyla irkildi. Korkusu ve öfkesi zorlukla nefes almasına yol açıyordu. Berilac hemen Aian'ın elini tuttu ve bakışlarıyla onu sakinleştirmeye çalıştı. Ancak Aian o sırada ne Berilac'ı görüyordu ne de birşey düşünebiliyordu. Kalabalık çadırdaki sesler başlamak üzere olan tartışmanın merakıyla köşelere kaçtılar.
Drilig aceleyle çevreye kuşkulu bir bakış atarak, "Karşılığını aldınız ve devamı da gelecek. Daha fazla konuşmayın ahmaklar ve gelin, gidiyoruz" dedi. Aian, biraz önce Umbaslılardan duyduğu "yangın" kelimesi zihninde tekrarlanmaya başladı. Hızla nefes alıp verirken Berilac'ın onu tutan kolu sayesinde ayakta duruyordu. Drilig tam çadırdan çıkacaktı ki yeni birşey fark etmiş gibi durdu. Yavaşça kalabalığı inceledi gözlerinin ay ışığı akıyla bir süre. Sonra hızla çadırdan dışarı çıktı. Satıcı telaşla kesedeki paraları saymaya başladı. Umbaslılar birbirlerine çaresizlik bakışları attıktan sonra atlarının yemlerini alarak sessizce çadırı terk ettiler.
Satıcı mutlu bir ifadeyle kalabalığa dönerek, "Bu dazlak kafa çıldırmış olmalı. Bu kesede normal tutarın üç katında altın var. Daha önce hiç böyle birine rastlamamıştım. O yüzündeki boyalar ne garipti değil mi?" dedi. Berilac kendi kendine "Evet, garipti" dedi ve yemleri alarak satıcıya anlaştıkları parayı verdi. Aian hiç konuşmadan bekliyordu. Satıcı paraları sayarken "Vod Aliaan yakınlarındaki bir köyde yangın çıktı geçen ay. Acaba bunların bir alakası olabilir mi?" diye homurdanıyordu.
Çadırdan çıktıklarında Aian, "Anlaşmaları yangın olayı içinmiş... demek yangını onlar çıkarmış" dedi düşünceli bir şekilde. Dazlak adam ve Umbaslıların konuşmaları Aian'ın kulaklarında tekrarlanıyordu. Titremesi hala geçmemişti ve ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Berilac hiç konuşmadan hızlı adımlarla yürüyordu.
Aian elini çadırlardan birinin gergin ipine dayayarak "Berilac, ben çok kötüyüm" diyebildi. Gözle görülür herşey yok olmuştu. Sadece Umbaslıların sesleri yankılanıyordu, "yangın... yangın...". Bir de dazlak kafalı adamın gözleri Aian'ın içindeki karanlıkta parlıyordu ay ışığının beyazlığında... Gözlerinin akı kapladı her yanını. Aian nefes alamıyordu, bayıldı...
Kendine geldiğinde yüzü ıslanmıştı. Berilac Aian'ın yüzüne su çarpıyor, kendine gelmesi için onunla konuşmaya çalışıyordu. Kalabalık bu rutin olayla ilgilenmiyordu. Çünkü her gün bazıları izdihamdan, bazıları da tipik bir pazarlık numarası olarak oyunculuk yeteneklerini icra ederken bayılıyordu.
"Hadi hana gidiyoruz, kendine gel" dedi telaşla Berilac.
"O adamlar yaptı biliyorum" diyebildi Aian yorgunlukla.
"Evet kızım biliyorum ama bunu konuşmanın ne yeri ne de zamanı. Sakin olmalısın ve öfkenle heyecanını kontrol altında tutmalısın" dedi Berilac.
Aian yavaşça ayağa kalktı kalabalığın içinden ve "Tamam, iyiyim şimdi. Sadece biraz başım döndü, yorgun olduğumdandır" dedi. Yürürken hala aklında Umbaslıların sesleri vardı.
"Atun neresi?" diye sordu Aian Berilac'a.
"Atun, kuzeydoğuda Antronia'nın Umbas sınırına yakın bir kasaba. Zaabath, Umbaslılarla işbirliğine girmiş anlaşılan" dedi Berilac, "Sanırım o dazlağın Umbaslılara söylediği -yeni gelişmeler- orada bildirilecek. Neydi adı? Drilig..."
Bir sivri çatılı hanın önünden geçerken Berilac, "İşte, dediğim han burası. Kendimize bir oda ayarlayalım. Güvenilir bir yerdir, pek olay çıkmaz" dedi.
Bira kokusunun iyice içine işlemiş olduğu kalabalık hana girdiklerinde ikiside çok aç ve yorgundu. Tahta kapının üzerinde asılı olan minik zilin çıkardığı ses kalabalığın sesini bastıramıyordu. Hanın katı görünümlü bir sahibi vardı. Asla gülümsemiyordu ve sanki bu işi ona zorla yaptırıyorlarmış ya da hiç müşteriye ihtiyacı yokmuş gibi davranıyordu. Hancı içeri giren yaşlı adama ve yanındaki genç kıza göz ucuyla baktıktan sonra ellerini pis bir bezle silip bu iki müşterinin yanına gitti.
"Ne istiyorsunuz?" dedi Hancı, "Yemek? İçki? Oda?"
"Hepsi mümkünse" dedi Berilac, "ben ve kızımın iyi bir odaya, yemeğe ve banyoya ihtiyacı var, tabii uygun bir ücret karşılığında". Berilac cebinden birkaç altın çıkardı ve hancıya verdi. Hancı altınları alarak dikkatlice inceledi ve "Tamam, tek çeşit yemek var. Şikayet etmek yok. Odayı nasıl bulduysanız öyle bırakacaksınız. Bir zarar gelirse karşılığını ödersiniz. Bu kadar. Başka sorunuz yoksa Mial sizi odanıza çıkartsın" dedi. Hancı cevap beklemeden kalabalığa doğru "Mial! Neredesin? Şunlara odalarını göster, arka taraftaki olanı!" diye bağırdı.
Kalabalığın içinden ince, kısa boylu, masum bakışlı küçük bir kız çocuğu çıktı. Kalabalıktan korktuğu kadar hancıdan da korktuğu her halinden belli oluyordu. Tek kelime etmeden merdivenlere doğru yöneldi ve cılız bir ses tonuyla "Buradan bayım" dedi.
Aian üzülmüştü bu kızın haline. "Demek adın Mial, ne güzel bir isim" dedi Aian. Kız şaşkınlıkla Aian'a bakarak aynı cılız ses tonuyla "Mial, burada kimsesiz çocuklara verilen isimdir. Ben adımı hatırlamıyorum" dedi.
Aian yanlışlıkla yaptığı bu hatırlatmadan dolayı kendini çok kötü hissetmişti ve "üzgünüm, bilmiyordum" dedi. Kız ise kendinden hiç beklenmeyecek bir gülümseme ile "Üzülmeyin, ben üzülmüyorum. Hancı amca olmasaydı şu an kimbilir nerede olurdum. Serttir biraz ama iyi kalplidir" dedi.
Mial onları hanın arka tarafındaki küçük bir odaya yerleştirdi. Anahtarı odanın girişindeki masanın üzerine koyarak "Yemeğinizi burada mı yemek istersiniz?" diye sordu. Berilac, "İyi olur tatlı kız, unutmadan bir de sıcak su istiyoruz banyo için" dedi.
Mial şirin bir gülümseme ile odadan ayrıldı. Aian, bir yandan odayı incelerken diğer yandan da Mial'ı düşünüyordu. O da kendisi gibi yanlız kalmıştı hem de bu kadar küçük bir yaşta. Kısa bir süre sonra Mial elinde bir tepsi ile içeri girdi ve "Buyrun, bugünkü yemek tavuk çorbası ve arpa pilavı. İçecek olarak da iki tane bira. Sıcak su ise yandaki odada hazır, kapısı içeriden kilitleniyor. Yıkandıktan sonra bana haber verin çünkü suyu ısıtan ateşi söndürmem gerekiyor" dedi. Tepsiyi masaya bıraktı ve aceleyle odayı terk etti Mial; bataklıktaki nilüfer... Aian ve Berilac öğlen yemeklerini yedikten ve sırayla banyo sefalarını tamamladıktan sonra ölü gibi yataklarına yattılar ve anında uyudular...
Ertesi sabah güneş daha doğmamıştı.
"Uyan Aian, artık gitmeliyiz" dedi Berilac Aian'ı hafifçe sarsarak.
Aian uykusunun derinliklerinden "Daha erken değil mi? Güneş doğmamış daha" diye mırıldandı. Berilac, "Böylesi daha iyi. Akşam sen uyurken ben biraz daha alışveriş yaptım. İkimize de deri birşeyler aldım. Bu derileri içine giyersen az da olsa seni korur hem soğuktan hem de olası darbelerden. Yol için yiyecek ve su da aldım. Al, bunlarda kamalarını taşımak için deri kılıflar. Göğsünün üzerinden arkaya doğru sıkıca bağla. Unutma ellerin kamalarına yakın olsun çünkü başına ne zaman ne geleceği hiç belli olmaz" diye anlatıyordu.
Aian, "Hmmm? Kama mı? Ha evet, dün almıştık" dedi gözlerini ovuşturarak.
Güneş doğmadan sessizce handan ayrıldılar. Erkenci satıcılar taze havayı soluyarak çadırlarını kurmaya başlamışlardı. İçkili ve kızarmış bakışlarından bazılarının önceki akşamki satışlarının beklediklerinin üzerinde gerçekleşmiş olduğu anlaşılıyordu. Bazıları ise daha yeni uyuyabilmişliğin tortusuyla yanaklarını yolun kenarına dayamış, yanından geçen atlara göz ucuyla bakıyorlardı. Batıya doğru şehirden iyice uzaklaştıklarında güneş yeni yüzünü göstermeye başlamıştı. Havanın serin tazeliğini Aian'ın yüzüne çarpan rüzgar, aynı zamanda da tuzlu kokular yayıyordu. Antronia ağaçları, gökyüzünün gittikçe mavileşen örtüsünün altında sarı yapraklarını batıdan gelen deniz rüzgarına emanet ediyorlardı.
"Akşama Laciam Ormanı'na varırız" dedi Berilac.
"Çok iyi, en azından ormanın içinde bu kadar açıkta kalmamış oluruz" dedi Aian, "tarlaların arasında çok göze batıyoruz bence"
"Evet ama ormanda da bizim gözümüzden kaçan çok şey vardır. Özellikle Laciam Ormanı büyük ve yaşlı bir ormandır. Kimbilir neler barındırıyordur derinliklerinde" dedi Berilac düşünceli bir edayla.
Aian, "Ben ormanlara bayılırım, aslında hiç büyük bir orman görmedim ama olsun, seveceğimi biliyorum. Yani bizim oralarda küçük koruluklar var, bilirsin. Ama büyük yaşlı bir orman... Masal gibi" dedi.
"Açıkçası ben bir an önce ormanı geçip denize ulaşmamızı istiyorum" dedi Berilac, "ve de umarım Egestath hala Enathia'da yaşıyordur..."
Ağaçlar gün ilerledikçe artıyordu ve sarı yaprakları rüzgarın şarkısının temel enstrümanı haline geliyordu. Akşam olduğunda tepelerde başlayan kızıl ormanının enginliği karşısında Aian, gözlerinin kamaşmasını engelleyemedi. Yakın bir korulukta geceyi geçirdiler. Sabah olduğunda ise oyalanmadan Laciam Ormanı'nın içine doğru yol aldılar...

Bölüm II ile ilgili görüşlerinizi ve yorumlarınızı dört gözle bekliyorum...

Görüşmek Üzere,
Berilac Bolger
"

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· > GENEL / Yüzüklerin Efendisi Hakkında
· Yayınlayan Editör: ringmaster
· Ana Sayfa


> GENEL / Yüzüklerin Efendisi Hakkında en çok okunan :
Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne?


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"LOTR: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 13 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 0)
Gönderen Anonim Tarih: Eylül 06, 2002 - 08:16:45
Bölüm I'den sonra hikaye bayağı gelişmiş görünüyor. Bölüm I, köy yangını ile başlıyordu ve Aian bazı gerçekleri öğreniyordu. Bu bölümde ise işin içine Umbaslılar, Drilig, değişik şehirler ve değişik karakterler girerek hikaye büyümüş. Daha önümüzde Laciam Ormanı var sanırım. Kolay gelsin, Edion serisini zevkle takip ediyorum.

Yazmaktan vazgeçme ve yayınla,

Sevgilerle,

Leialoreon


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen silvester Tarih: Eylül 06, 2002 - 18:08:34
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Sevgili berilacbolger,
gerçekten bu yazı çok güzel..Sbırsızlıkla bekliorum, hani bazı diziler olur, her bölümün dört gözle beklersin aynen öle işte...
Kimbilir Aian ve Berilac,May'i kurtarana kadar ne kadar çok bölüm vardır.Olsın olsun çok olması daha iyi.Gerçekten seni tebrik ediyorum, çok güzel bir yazı..Ve bir şey diyeceğim, bu türde yazılar yazabilirsin, siteye değil ama ciddi ciddi bu türle ilgilenen bir yazar olabilirsin..Kimbilir ilk kitapların çıktığında üstüne nasıl yüklenirler ama olsun biz hemen alır,okuruz merak etme:)))
Devamın beklioruz sakın vazgeçme:)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 0)
Gönderen Anonim Tarih: Eylül 07, 2002 - 11:53:36
hikaye çok güzel olmuş, devam et...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Giderek Meraklanıyorum (Puan: 0)
Gönderen Anonim Tarih: Eylül 07, 2002 - 14:58:27
Berilac Bolger;

Hikaye meraklandırıyor, devamını bekliyorum heyecanla, bu yaratılan dünyanı çok güzel resmediyosun, hazır resmetmek denince bilirsin birde dünya haritası :)

Till



[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen GandaIf Tarih: Eylül 08, 2002 - 13:34:09
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Berilac yazın gerçekten güzel ve tasvirlerin çok güzel oluyor, ben kendi yazımda pek edebi dil kullanmadım tasvir yaparken, çünkü yapamazdım herhalde senin gibi.
Neyse kendine iyi bak, fazla merakta bırakma :)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen babapeng Tarih: Eylül 09, 2002 - 14:00:20
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Kutluyorum Sevgili Berilac Bolger! Üzerinde düşünülmüş mü bilemem ama belli bir birikimin eseri olduğu kesin olan bu yazı dizisi için...

ilk yazında olduğu gibi bu da son derece sağlam bir mantık kurgusuna sahip, yalnız Antronia'nın sivri çatıları ve Mial karakteri yazında hissettiğim vurgunun değeri kadar anlatıl(a)mamış gibi geldi. Ama olsun, JRRT'de ilk başta çok eleştirilmişti zaten. Hem belki de bu detaylar daha sonraki bölümlerde biribirlerine bağlanacaklardır. Eğer bağlanırlarsa da, bu yorumu lütfen benim sabırsızlığıma ver.

Sonraki yazılarını dört gözle bekliyorum. Sevgiler.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen axana (luthien_tinuviel@mynet.com) Tarih: Eylül 11, 2002 - 14:00:18
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)



Mial; bataklıktaki nilüfer... bundan iyi tanımlama olamazdı herhalde o küçük kız için...ve bu senin sayfalar tutan muhteşem yazılarının üçüncüsü. Merak ediyorum bunca şeyi düşünebilmek için ve yazmak için (çünkü benim de artık öğrenmiş olduğum gibi düşünmekle iş bitmiyor) nasıl zaman bulabiliyorsun. Yine de kısıtlı zamanda bunca mükemmel yazı çıkarabiliyorsun! Ah bi de Yugoslavya’ya fark yemeseydik bu güzel yazıyı okuduktan sonra keyfime diyecek olmazdı...
Ühüüüü dersler başladı bile ya ben n’apıcam siz ne şanslı insanlarsınız çoğunuz atmışsınız başınızdan üniversiteye giriş sınavını...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen smeagolgesiniyor Tarih: Eylül 12, 2002 - 18:45:24
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Aslında bu bölümleri daha da genişleterek, bir kitap haline getirebilirssin, Asisim. Hatta yayınla; siyan olmassın yasık. İlham bir kere uğramışşken peşini bırakma!


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen Taniquetil (taniquetil@mynet.com) Tarih: Eylül 13, 2002 - 22:00:50
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
hikaye gerçekten güzel, okurken kendimi normal bir kitap okuyormuş gibi hissettim. sitene girdim va devamı var mı diye baktım ama download edemedim.
laciam ormanı ve bilmececi wizdob'u sabırsızlıkla bekliyorum. :)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: €DION - BÖLÜM II - AY IŞIĞI (Puan: 1)
Gönderen aida Tarih: Eylül 19, 2002 - 16:20:28
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
hayretler icindeyim berilac. super yaa ne diyim? ko***** benim :))
bu hikayeleri kitap haline getirmek hakkinda soylediklerime katilan arkadaslari gordukce sana umut baglama konusunda haksiz olmadigimi goruyorum :pp
editorlugunu de belese yapicam soz :))
devam et, birak hayallerini ruzgara...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012