Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 53 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Mart 21, 2013 - 08:08:57
· Kızıl Yolculuk (1)

Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)


Eski Yazılar

Hikayeler: Son Silahşor - Konsey Toplantısı (Bölüm 21)
Yayınlanma tarihi Kasım 13, 2007 - 16:42:07 Gönderen iarwainbenadar

Hikayeler Kid_A göndermiş "
Belki de uzun zamandan beri, Ethan devamını bildiği, ilerisini görebildiği bir karar vermişti: Katadrath Diyarı’na gitmek. Bu sefer kimi bulması gerektiğini de biliyordu, ne yapması gerektiğini de. Louise’in hayatına yön verecek çok büyük bir karar, dahası bir görev Ethan’ı bekliyordu ve o, bunu her ne pahasına olursa olsun yapacaktı, başaracaktı – başarmalıydı!

Gözlerini sıkıca kapattı ve düşüncelere daldı. “Yenildim... Bitap düştüm... Yardıma ihtiyacım var...” Bu üç cümleye kendini olabildiğince vermeye çalıştı, sadece bunlara yoğunlaşması gerekiyordu. Üstelik bu sefer bir savaştan yenilgiyle ayrılmamıştı – ortalıkta bir savaş yoktu – ve bu, durumu daha da güçlendiriyordu.

“Ne yapıyorsun?” diye sordu Carazgisar. “Eğer tekrar büyücünün yanına dönmeyi düşünüyorsan, şimdiden söyleyeyim boşuna uğraşıyorsun; büyücü şimdiye kadar kimseyle iki defa görüşmemiştir.”

Ancak Ethan onu duymamaya gayret ediyordu, cevap verecek olursa düşünceleri başka yöne kayacak ve tekrar odaklanması gerekecekti. “Yenildim... Bitap düştüm... Yardıma ihtiyacım var...” Bu düşünceler yetmiyormuş gibi Ethan bir de Ölü Kasaba’da veremediği ilk sınavı, şeytanla ilk karşılaşmasını aklına getirdi. Onlarca Ölü Kasabalının ölmesine neden olmuştu, tabii Ölü Kasaba yerlisinin istenildiği zaman Carazgisar tarafından tekrar diriltilebiliyor olması iyi bir şeydi, aksi takdirde Ethan’ın duyacağı vicdan azabı daha keskin olacaktı.

Carazgisar, gözleri hâlâ kapalı derin düşüncelere dalmış ve aklından geçenleri sessiz bir biçimde mırıldanarak dudaklarını oynatmakta olan Ethan’ı seyrediyordu. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam böyle? Yoksa Louise’in ölümü kafasını oynatmasına mı neden olmuştu? Carazgisar bu kadar karamsar düşündükten sonra Ethan’a gerçekten bir şeyler olduğundan şüphelenerek ona tokat atmak üzere iki adım atmıştı ki, arkasından cızırtılı bir ses bıçak iner gibi inmişti bir anda, aynı zamanda Ethan’ın gözleri de heyecan ve hayretle açılmıştı, Carazgisar’ın omzundan geriye bakıyordu şimdi gözleri. Carazgisar da dönüp baktı.

iraz ileride, bir ayna gibi dikine elips bir cisim meydana gelmişti. Etrafında pırıl pırıl su damlacıkları gibi mavi noktalar dönüyordu ve bu noktalar, cismin ortasında kıpır kıpır ediyordu. Carazgisar bunun ne olduğunu sormak üzere Ethan’a dönmüştü ki, Ethan onun aklını okumuşçasına, gözleri hâlâ geçitte, “Katadrath Diyarı’na girebileceğimiz geçit,” dedi.

u cevabın ardından Carazgisar ne soru sormuştu, ne de bir şey söylemişti. Ethan Louise’i sırtlayarak geçitten geçti, hemen ardından da Carazgisar... ve Kowdon’un, yaratık-adamın yaşadığı ormana adımlarını attılar. Carazgisar ormana girer girmez hiç ürpermedi, hiç korkmadı – belki de kendisinin de bir cadı olmasından ötürüydü - , Ethan da korkmadı; korkmaktan önce yapması gereken başka bir iş vardı. Üstelik bu ormanın kendisine zarar vermeyeceğini, çok önceden buraya yaptığı ilk ziyaretinde karşılaştığı Kowdon’dan kısa bir sohbet neticesinde öğrenmişti.

Geçit arkalarından kapanırken, Ethan ve Carazgisar, yerdeki çalıları hışırtıyla ezerek ilerlemeye koyuldular. Onlar ilerledikçe, yolları biraz daha aydınlanıyordu, ormanın sonlarına doğru vardıklarında ise tepelerindeki ağaç dallarından süzülen güneş ışığı kendini iyice belli etmeye başlamıştı.

Ethan Louise’i çimenlere yatırarak derin bir nefes aldı. Ardından yere çömelmiş vaziyette başını yana çevirip tepeye, Carazgisar’ın Katadrath Diyarı’nın geniş manzarasını inceleyen gözlerine baktı.

“Burayı biliyor musun?”
Carazgisar başını eğip alnından boncuk boncuk terler akmakta olan Ethan’a çevirdi bakışlarını.
“Hemen hemen... Daha önce buraya yolum pek düşmemişti.”
“Peki aradığımız büyücüyü, Miranda’yı nerede bulabileceğimiz hakkında bir fikrin var mı?”
Carazgisar olumsuz bir edayla başını salladı. “Kolay bulabileceğimizi de sanmam.”
“Neden?”
“Çünkü Miranda ve onun gibi büyücüler, kendilerini garantiye almak için etrafta pek dolaşmazlar, yaşadıkları yeri kendileri gibi büyücü olanlar bilir, hatta bazıları nadiren bilir.”
“Yani?”
“Yani...” Carazgisar içli bir biçimde derin bir nefes verdi, “...Miranda’yı bulmamız kolay olmayacak.” Ardından da hemen ekledi: “Hatta belki kendini korumak adına bazı yaratıklara, vahşi hayvanlara emir vermiş bile olabilir.”
“Ne?” Ethan duyduğu karşısında apışıp kaldı.
Carazgisar alaycı bir ses koyverdi. “Ne yani, Miranda’ya kolay ulaşacağını mı zannediyordun?” br /> “Başıma gelen onca şeyden sonra, hiçbir şeye kolay ulaşacağımı sanmıyorum, merak etme,” diye cevabı yapıştırdı Ethan. Etrafı umutsuzca izledi. “Ancak nereye, hangi yönde ve ne kadar gideceğimizi bilmeden elimden hiçbir şey gelmez.” Başını kaldırıp tekrar Carazgisar’a baktı. Bunu fark eden Carazgisar ise aynı umutsuz ifadeyle karşılık verdi.
“Benim buraları iyi bildiğimi sanma. Daha önce hep bir elçiyle buralara getirilip götürüldüm.”
“Yani... etrafın haritasını çıkaracak kadar göremez misin hiç? Büyü yeteneğini kullansan?”
“Onun da yardımı olacağını sanmam...”
Ethan bir kez daha umutsuzluğa kapıldı. İyi de nasıl bulacaktı Miranda’yı?
Ansızın, ilerideki çalılıklar Ethan’ı ürpertecek, Carazgisar’ı ise tedirgin edecek biçimde hışırdadı. Ethan birden doğruldu ve Carazgisar’ın hizasına geldi. Şimdi ikisi de çalılıklara bakıyorlardı.

Ağaçların ve yaprakların arasından, Ethan’a hiç de yabancı gelmeyen bir el ve bir kol çıkıverdi. Ardından öteki parçalar da çıkıverdi... Kowdon karşılarında, yüzünde memnun bir gülümsemeyle dikilmişti.
“Merhaba sevgili dostum,” dedi Ethan’a bakarak. “Sanırım yardıma ihtiyacın var.”
Ethan’ın içini bir anda derin bir umut kapladı. Kowdon tabii ya, onu nasıl olup da unutabilmişti? Gerçi unutmamıştı, ancak burada, böyle bir durumda karşısına çıkacağını bilmiyordu.

Kowdon’un bakışları Ethan’dan Carazgisar’a kaydı... ve yüzündeki memnun gülümseme yavaş yavaş silinmeye, yerini kin ve nefret duygusuna bırakmaya başladı.
“O burada ne arıyor?” Kowdon bakışları Carazgisar’da, belli ki Ethan’a sormuştu. Carazgisar’a resmen bir pislikmiş gibi bakıyordu.
Ethan Kowdon’a ve Carazgisar’a bakıyordu şimdi. İkisinin de nefret dolu bakışları birbirlerine kilitlenmişti. O an Ethan aklından, acaba aralarında ne türlü bir geçmiş saklı, diye geçiriverdi.


Yüce Konsey toplanmış, konseydeki büyücüler hararetli bir biçimde konuşuyorlar ve tartışıyorlardı. Uzun bir süreden beri istediklerini gerçekleştirmiş ve konsey toplantısının yapılmasını sağlamışlardı. Aylardır kendilerini büyük bir sıkıntıya sokan ırklar arası gizli savaşlar onları çileden çıkarmış, resmen patlama noktasına getirmişti. Huzurun ve barışın sağlanmasının mutlak olduğu bu topraklarda, savaşı görmeye dayanamıyorlardı. Ancak bu olaylar sadece birkaç ay içinde meydana gelmiş şeyler değildi, bu sıkıntıların esas çıkış noktası, Şeytan’ın bazı gizli güçlerle yaptığı antlaşma idi. Zherra ve Baroth adında, artık konsey üyelerinin adlarını ezberlediği ve söylemekten bile çekinir hale geldiği iki savaşçının Şeytan’la uzun bir süre önce yaptıkları antlaşma, ırklar arasında çok büyük tartışmalara, kavgalara neden olmuş, herkes birbirine çatar duruma gelmişti. Dahası bundan ilk önce haberi olan büyücüler, kendilerine haber vermedikleri gerekçesiyle öteki ırkların tehdidi altındaydı ve Mantonies Diyarı’ndaki Ölü Kasaba gibi, ancak bu sefer tüm ülkeye yayılmış olan bir korku ve endişe vardı. Büyücülerin nasıl olduysa söz hakları ellerinden alınmış gibiydi, acilen aralarından en iyi büyücüleri seçmeleri ve kendilerini temsil edecek bu büyücüleri savaşları durdurmaya teşvik etmeleri gerekiyordu.

Amfi biçimindeki toplantı salonunun bütün koltuklarını doldurmuş olan büyücülerin uğultu biçimindeki konuşmaları, salonun ortasına girerek ağır bir biçimde ilerleyen, cüppesinin eteği yerleri süpüren, aksakalı beline hatta daha aşağısına kadar uzanan Yüce Büyücü’nün karar verme masasına oturup tokmağı eline alarak masaya üç defa kuvvetli bir biçimde vurmasıyla bir anda kesilivermişti. Karar verme masasının çevresindeki yarım ay şekli oluşturacak biçimde yerleştirilmiş beş masada oturmakta olan büyücüler doğruldular ve önlerindeki parşömenleri toparladılar.

“Sessizlik! Sessizlik!” dedi Yüce Büyücü, elini kaldırıp koltuklarda oturmakta olan büyücülere işaret ederek. Ardından boğazını temizledi ve konuşmasına başladı:
“Bugün buraya, büyücüler kasabasında yaşamakta olan genç ve yaşlı bütün büyücülerin aylar süren ısrarlarının neticesinde toplanmış bulunmaktayız. Kimsenin inkâr edemeyeceği gibi, kasabamız, dahası Katadrath Diyarı büyük tehlike altındadır. Bu konu hakkında, yüce konsey uzun süren uğraşlar sonucunda toplanma kararı almıştır.
Kendimizi savunmak için yeteri kadar güce ve iktidara sahibiz, ancak bizim istediğimiz, bir savaş olması ve kendimizi savunmamız değil, aksine savaş yaşanmadan bu işi bitirmektir. Bunun için ise yaşlı, tecrübe sahibi büyücü ve cadıları değil, daha genç olanları kullanmayı umuyoruz.”
Salonda bir anda uğultular yükseldi, bu karara itiraz edenler oldu, sövenler oldu, fısıldaşmalar son sürat devam etti.
Yüce Büyücü tekrar elini kaldırdı: “Lütfen sessizlik! Sessizlik!”
Salondaki uğultu yavaş da olsa dindi. Yüce Büyücü boğazını temizledi:
“Bu tür bir kararda sizden beklediğimiz şey onayınızdır, reddiniz değil. Unutmayın ki bu kararı vermeden önce çok düşündük-“
“Ne kadar düşündüğünüz belli!” diye atıldı oturan büyücülerden biri. Yüce Büyücü’nün kaşları çatıldı, ancak sinirle değil, karşı çıkan şahsın fikrini öğrenmek için. “Böyle bir durumda, savaşın eşiğindeyken genç, acemilerle nereye varacağınızı sanıyorsunuz?”
“Dediğiniz doğru,” dedi Yüce Büyücü sakin bir biçimde. “Bunu düşündük, elimizden başka ne gelir bunu da düşündük...”
“Irkların liderleriyle konuşacak ve onlarla eski dostlukları bulunan yaşlı cadı ve büyücülere ne oldu ki?” dedi cırtlak bir cadı sesi. Yüce Büyücü kadını göremese de sesin geldiği yöne döndü ve başını hak verircesine salladı.
“Eğer eski dostlukların ve ahbaplıkların hâlâ işlediğini düşünüyorsanız hanımefendi, oldukça yanılıyorsunuz.” Durdu, ciddi bir bakışla bütün salona baktı. “Hatta bu çürüyen, eskiyen, neredeyse kopma noktasına gelmiş olan dostluk bağlarıdır savaşa zemin hazırlayan nedenlerden biri-“
“Saçma!” Bu seferki hırıltılı, yaşlı olduğu oldukça belli bir sesti – hatta sesin sahibi yaşlı büyücü yerinden kalkıp Yüce Büyücü’yle birebir konuşuyormuş gibi bir tavır takındı. “Sözleşmemiz yok muydu bizim? Antlaşmalarımız? Düşmanlarımızın ya da müttefiklerimizin soyumuzun ileri gelenleriyle bizlerden yüzyıllar önce imzaladıkları antlaşmalar? Mürekkepleri ne kadar çabuk kurudu o antlaşmaların?”
“Lütfen oturun...” diye rica etti Yüce Büyücü. “Böyle bir kriz ortamına ne antlaşmaları, ne de sözleşmeleri sokma niyetinde hiç değilim, çünkü bu savaş ortamı hiçbirini etkilemiyor ve ilgilendirmiyor.”
Fısıldaşmalar tekrar başladı. Yüce Büyücü bugünkü toplantının yorucu, sıkıntılı, gergin geçeceğini önceden tahmin etmişti, kendisinin olacak olan olaylara dair öngörüleri kuvvetliydi. Onun için mümkün olduğunda konseyin her üyesiyle nazik bir biçimde konuşmaya, hepsini sakin bir halde tutmaya çalışıyordu, aksi takdirde planladığı kararları alamadan toplantıyı noktalamak zorunda kalabilirdi.
“Önerinize devam eder misiniz?” dedi orta yaşlı bir cadı. Onun sesi fısıltıları tekrar dindirdi. Şimdi salona pürüzsüz bir sessizlik çökmüştü.
“Teşekkür ederim,” dedi Yüce Büyücü, bu anlayışlı cadıya minnet duyarak. “Dediğim gibi, bu kriz döneminde genç cadı ve büyücüleri kullanmayı, onların marifetlerini görmeyi istiyorum.
Şimdi düşünebilirsiniz ‘Bu bir sınav mı ki gençleri deneyeceğiz’ diye. Böyle düşünmekte de haklısınız; ancak her sınav zaten zoru başarmaya yönelik değil midir? Yalnız sizden ilk isteğim, bu kararımı bir sınav yapıyormuşuz ve gençleri de sınava tabii tutuyormuşuz gibi görmemeniz – böyle bir şey söz konusu bile olamaz.”
Yüce Büyücü önündeki, salon koltuklarında oturmakta olan katılımcılarla arasındaki konsey üyelerine döndü. Masalardan birindeki genç bir kızı işaret etti:
“Miranda Crazamar, buyurun...”
Masalardan birindeki siyah uzun saçlı, ciddi bakışlı, kendinden son derece emin, yeşil gözlü ve çevik görünümlü genç bir kadın ayağa kalktı; salondaki diğer cadı ve büyücülere göre Miranda hayli modern giyinimliydi, cüppe giymek istememişti, nasılsa öyle görünmek istiyordu.

Sessizliğin arasında, nefeslerin adeta tutulduğu dakikalarda olgun bir biçimde ilerleyerek Yüce Büyücü’nün büstünün yan tarafındaki bekleme bölümüne geçti, Yüce Büyücü gibi yüzünü salona döndü. Meraklı, inceleyici bakışlar bir anda Miranda’nın üzerine çevrilmişti.
“Miranda,” dedi Yüce Büyücü, “Hatırlayacağınız üzere bizlere vakt-i zamanında hayli başarılar getirmiş, oldukça yetenekli ve benim son derece güvendiğim bir cadı.”

Miranda yüzünde hafif bir gülümsemeyle Yüce Büyücü’ye döndü ve ikisi birbirlerine baş sallayarak karşılıklı teşekkür ettiler. Ardından Miranda tekrar ciddi bir yüz ifadesiyle salona döndü.
“Karbarov Smizekon.”
Konsey masalarından bir diğerinde yine genç bir büyücü ayağa kalktı, Miranda’nın aksine bu büyücü cüppe giymişti ve aksi, sinirli gibi bir ifade bütün yüzüne yayılmıştı. Hırçın adımlarla yürüyerek Yüce Büyücü’nün öbür yanındaki bekleme bölümüne girerek o da yüzünü salona döndü. Yüce Büyücü yine söz aldı:
“Karbarov, asilliğiyle ve dürüstlüğüyle takdir ettiğim bir büyücüdür. Kendisine yalan söylenmesine, oyun oynanmasına ve ihanete asla göz yummaz. Buradaki hayli cadı ve büyücüyle eşdeğer bir karakteri olmasından ötürü zamanındaki savaş ve muharebelerde bizlere oldukça yardımı dokunmuştur.”

Karbarov, Yüce Büyücü’ye değil, salona başını salladı.
“Elizabeth McBien.”
Sarışın, oldukça güzel bir cadı, Miranda’nın demin kalktığı aynı masada ayağa kalktı, seri adımlarla Miranda’nın yanına gelerek durdu, salona döndü.
“Elizabeth,” dedi Yüce Büyücü, “bana son derece iyi bir casus gibi gözüküyor.” Bunu dedikten sonra içtenlikle güldü, onunla birlikte salondan da kısık gülüşme sesleri duyuldu. Elizabeth de olduğu yerde, salona bakarak güldü.
“Kendisi birçok gizli görevde yer almış ve vazifesinin hakkını başarıyla vermiş, son dönemin iyi cadılarından biri,” diye ekledi Yüce Büyücü. Elizabeth Yüce Büyücü’nün sözünü tasdikler gibi başını öne tek bir kez salladı.
“Ve son olarak,” diye devam etti Yüce Büyücü, “Carazgisar.” Ancak Yüce Büyücü’nün bunu demesinin ardından, önündeki beş masada da kalkan kimse olmadı. Yüce Büyücü’nün bu duruma bir açıklaması vardı elbette: “Ancak kendisi şu an aramızda değil, kadim bir görevde. En kısa zamanda, tahminimizce yarın gün içerisinde gelmesini umuyoruz. Yarın akşam güneş batmadan onu ve beraberinde getirdiği konuğu karşılayacağız.”

Salonda tekrar mırıltılar yükseldi. Yüce Büyücü elini kaldırıp onları susturdu.
“Konseyin başında da dediğim gibi, dostlarım.” Yüce Büyücü “Dostlarım” kelimesini içtenlikle söylemişti. “Son derece tehlikeli bir durumun ortasındayız ve savaş an meselesi. Bizler her ne kadar istemesek de er ya da geç bir savaş olacak ve bizlerin bu vakitten sonra yapması gereken şey, savaşın olup olmamasını tartışmak değil, savaşta kendi tarafımızı belirlemektir.” Yüce Büyücü iki yanındaki genç büyücülere dönerek onları ima edercesine sözlerini sürdürdü; “Bu genç büyücülerimizin bizlere her zaman için yardımda bulunma sözleri var, bunu bizler unutmadık, kendilerinin de unuttuğunu sanmıyorum. Amacımız tarafımızı belirleyip savaşta gerekli pozisyonu almak ve bu savaştan mümkün olduğunca en az hasarla çıkmaktır. Tabii sözle durumu her ne kadar hafifletiyor gibi görünsek de, bahsettiğimiz düşman Şeytan’ın birebir kendisi olduğu için elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edeceğiz. Unutmayınız ki, herkes başta savaşa yalnız girer, ancak savaşın kızışan zamanlarında iyi taraf, kötü taraf; haklı, haksız; dost, düşman; bunların hepsi belli olur.
“Diyeceklerim bu kadar. Hepinize konseye katıldığınız ve gösterdiğiniz nezaket çabası için teşekkür etmek istiyorum.”

Yüce Büyücü’nün sözlerini bitirmesiyle birlikte, amfi biçimindeki salonda dinleyici koltuklarında oturmakta olan genç yaşlı bütün cadı ve büyücüler ayaklandılar. Hepsi yavaş yavaş sıraların bitimine doğru yürümeye koyuldular. Yüce Büyücü arkasını dönüp salona girdiği kapıya doğru yürümeye koyuldu. Arkasından Miranda’nın ona bir şey söylemek üzere sessiz adımlarla geldiğini fark edemedi. Kapıyı açıp dinlenme odasına girdiğinde Miranda’nın da arkasından geldiğini ve kapıyı onun yerine kapattığını gördü. Tek kaşını kaldırarak Miranda’ya baktı.
“Hayırdır Miranda?”
“Yüce Efendim, size bir şey sormak istiyorum.” br /> “Tabii, tabii.” Yüce Büyücü ilerideki koltuğa cüppesinin eteklerini çekerek oturdu. Onun hemen karşısındaki koltuğa da Miranda oturdu. Bakışlarından, Yüce Büyücü’nün bahsettiği, Carazgisar’la birlikte gelecek olan konuğun kim olduğunu merak ettiği anlaşılıyordu – ancak meraktan ziyade, bu konuğun kim olduğunu bildiği için, gerçekten onun gelip gelmeyeceğiyle ilgili tereddüdü vardı sadece.
“Bahsettiğiniz konuk,” diye söze başladı Miranda, “son silahşor.”
“Evet...” Yüce Büyücü başını salladı. Dikkatle Miranda’dan gelecek soruyu bekliyordu.
“Onun bize gerçekten bir yararının olacağını düşünüyor musunuz?”
Yüce Büyücü önce bu soru karşısında durup kaldı –sanki Yüce Divan’da ülkenin ileri gelen büyücüleri ve cadılarının karşısında sorguya çekiliyordu- ancak sonra bu sorunun içindeki samimiyet duygusunu kapmış olacaktı ki, içtenlikle cevapladı:
“Yararının olmayacağını düşünsem, onu senin gibi iyi bir cadı olan Carazgisar’la niye getirteyim?”
“Ben – biliyorum – kararlarınızı sorgulamak niyetinde değilim... Ancak...” Miranda birden kekelemeye başlamıştı.
“Ne demek istediğini anladım sevgili kızım,” dedi Yüce Büyücü. Bununla birlikte Miranda rahatladı. “Ancak, her ırkın tarihinde bir kez bir mucize yazar ve bu ırk bu mucizeyi kaçırmamalıdır. Daha önce – yüzyıllar önce - devlerin ırkına yazılmış olan bu mucize şimdi de bizim ırkımıza, yani cadıların ve büyücülerin ırkına yazıldı. Bunu senelerdir araştırıyoruz, artık cevabın son silahşor olduğuna eminiz. Onun bize yardımları, iyilikleri dokunacak.”
“Peki ya yardım etmek istemezse? Ya kendini bir savaşa hazır hissetmezse?”
“Bizim kendimizi bir savaşa hazır hissetmemiz şimdilik bütün dertleri ortadan kaldırıyor. Sonuçta son silahşoru tek başına savaşa yollayacak değiliz.” Yüce Büyücü durup bakışlarını Miranda’yla arasındaki boşluğa çevirdi ve el parmaklarını birbirine geçirerek başını kaldırıp tekrar genç cadıya baktı. “Yardımı konusunda da hiçbir kuşkum yok. Sonuçta ona biz de, dahası sen de yardım edeceksin.”
“Ben mi?” Miranda şaşırmıştı. Konunun birden kendisine dönmesini beklemiyordu. “Ben ne gibi bir yardımda bulunacağım?”
“Son silahşor Ethan buraya geldiğinde bunu onun ağzından duyacaksın. Ve aranızda iyi bir pazarlık olacak.”
“Anlayamadım?”
“Anlayacaksın, sevgili kızım, anlayacaksın.” Yüce Büyücü yine o insanın içini ısıtan sıcacık gülümsemesini takındı ve oturduğu yerden kalktı, onu Miranda takip etti. İkisi beraber odanın kapısına doğru yürüdüler. “Sen şimdilik bunlara hiç kafanı takma ve güzelce istirahat et. Arada bir büyü kitaplarını kurcala, eski büyülerini tazele, çünkü bir günden bile kısa bir süre sonra değil dinlenecek, kafanı toparlayacak vaktin bile olmayacak.”

Yüce Büyücü kapıyı açtı ve Miranda’yı kapıdan uğurladı. Miranda Yüce Büyücü’nün üstü kapalı konuşmasından pek bir şey anlamamıştı. Son silahşor Ethan’a ne gibi bir yardımı dokunacaktı ki? Bu soru kafasının belli bir köşesinde bir çerçeve gibi asılıp kaldı ve Miranda, arkasından el sallayan Yüce Büyücü’ye hayranlıkla bakıp, konsey salonunu terk eden diğer cadı ve büyücülerle birlikte binanın çıkış yolunu tuttu."

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· Hikayeler Hakkında
· Yayınlayan Editör: iarwainbenadar
· Ana Sayfa


Hikayeler Hakkında en çok okunan :
Gölgelerin İçinden


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"Hikayeler: Son Silahşor - Konsey Toplantısı (Bölüm 21)" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 0 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012