Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 26 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Mart 21, 2013 - 08:08:57
· Kızıl Yolculuk (1)

Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)


Eski Yazılar

Bitmemiş Öyküler: glaurung'un ölümü
Yayınlanma tarihi Ocak 26, 2004 - 10:30:49 Gönderen iarwain-ben-addar-

Bitmemiş Öyküler Çevirileri. Aragorn-2 göndermiş "selam dostlarım. uzun bir aradan sonra geri döndüm. geçen hafta yüksek lisansımı bitirdim. biomekanik mühendisi oldum. artık kafam çok rahat. son 5 aydır hayatla bağlantım kopmuştu. şimdi size bir çeviri gönderiyorum. bizim bir projemiz vardı ne oldu çocuklar. anaglareb sana sesleniyorum. unfinished tales ile ilgili. herneyse ben çevirdiğim bölümlerden birini koyuyorum buraya. okuyun arkadaşlar. umarım artık daha sık yazabilirim.


Glaurung’un Ölümü

Sonunda, gecenin örtüsü yeryüzünü tamamen kapladığında, Turambar ve arkadaşları Cabed-en-Aras’a vardılar, ve suyun kulakları sağır eden gürültüsü onları memnun etti; çünkü aşağıda bir tehlike gizlemesine rağmen diğer bütün sesleri duyulmaz yapmıştı. Ardından Dorlas onları biraz güney yönüne doğru götürdü, dar bir yarığı kullanarak uçurumdan aşağıya indiler, fakat burada onun yüreği ürperdi, çünkü nehirde pek çok kaya ve büyük taş vardı, ve su, altlarında dişlerini bileyerek çılgınca akıyordu. "Burası şüphesiz ölmek için bir yol," dedi Dorlas.



"Bu ölüm ya da yaşam için tek yol," dedi Turambar, "ve gecikmek durumu daha umutlu bir hale getirmeyecek. Şimdi beni takip edin!" Ve onların önüne geçti, yetenek ve cesaretle, ya da kader, karşıya geçti, ve zifiri karanlıkta dönüp arkasından kimin geldiğine baktı. Karanlık bir şekil yanında belirdi. "Dorlas?" diye seslendi.



"Hayır, benim," dedi Hunthor. "Dorlas karşıya geçemedi. Bir adam savaşı sevebilir, lakin pek çok şeyden de korkabilir. Kıyıda titreyerek oturuyordur, sanırım, ve belki akrabama söylediği sözler için utanç duyuyordur."



Turambar ve Hunthor bir süre dinlendiler, fakat biraz sonra gecenin soğuğu onları üşüttü, çünkü her ikisi de sırılsıklam olmuşlardı, nehirden kuzeye doğru giden ve onları Glaurung’a ulaştıracak bir yol aramaya başladılar. Uçurum daha da karanlıklaştı ve daraldı, ve yürümeye devam ederlerken üstlerinde için için yanan bir ateşin titreştiğini gördüler, ve Büyük Solucan’ın dikkatli uykusunda çıkardığı hırıltıları duydular. Kayalığın kenarına ulaşabilmek için el yordamıyla yukarıya çıkan bir yol aradılar; tüm umutları onun altında bir yerlere ulaşabilmekti. Fakat şimdi berbat bir koku başlarını döndürmüştü, tırmanırlarken aşağı kaydılar, ve ağaç köklerine sıkı sıkı tutundular, ıstıraplarını ve Teiglin’in sivri dişlerine düşme korkusu hariç bütün korkularını unutarak orada kustular.



Turambar Hunthor’a şöyle dedi: "Tükenen gücümüzü boşuna harcıyoruz. Çünkü Ejder’in nereden geçeceğinden emin olana kadar tırmanmanın bir anlamı yok."



"Fakat gördüğümüzde," dedi Hunthor, "uçurumdan çıkmak için bir yol arayacak zamanımız olmayacak."



"Bu doğru," dedi Turambar. "Fakat herşey şansa bağlı, bu şansa güvenmeliyiz." Bu yüzden durdular ve beklediler, ve karanlık koyağın ötesinde, çok yukarılarında gökyüzünün soluk şeridini aşan beyaz bir yıldızı seyrettiler; Turambar yavaşça bir düşe daldı, düşünde kara bir şekil kollarına yapışıp kemirmesine rağmen, o tüm iradesi ile tutunmaya çalışıyordu.



Aniden büyük bir gürültü duyuldu ve uçurumun duvarları titreyerek yankılandı. Turambar kendine geldi, ve Hunthor’a dedi ki: "Kımıldıyor. Vakit geldi. Kuvvetli bir saldırı olsun, çünkü üç yerine iki kişiyiz!"



Ve böylece Glaurung, Brethil üzerine saldırısını başlattı; ve her şey Turambar’ın umut etmiş olduğu gibi gerçekleşti. Çünkü şu an Ejder uçurumun kenarına doğru ağır ağır sürünüyordu, yan tarafa dönmedi, dev ön ayakları ile yarığın karşı tarafına sıçramaya hazırdı ve sonra hantal bedenini yukarı çekecekti. Dehşet onunla birlikte geldi; çünkü geçişine hemen oradan başlamadı, biraz kuzeye doğru döndü, ve gözcüler alttan kafasının yıldızları karartan devasa gölgesini gördüler; ve çeneleri açıldı, ağzından alevden yedi dil fırladı. Sonra kuvvetli bir nefes verdi, öyle ki tüm yarık kızıl bir ışıkla aydınlandı, ve kara gölgeler kayalar arasında dans etti; fakat önündeki ağaçlar dumanın içinde kuruyup gittiler, ve taşlar parçalanıp nehre yuvarlandılar. Ve o an öne doğru atıldı, güçlü pençeleri ile önündeki uçuruma tutundu, ve karşı tarafta kendini yukarı çekmeye başladı.



Şimdi cesur ve hızlı olma zamanıydı, çünkü Turambar ve Hunthor, Glaurung’un yolu üzerinde beklemedikleri için, onun yıkıcı nefesinden kurtulmuş olsalar da, o karşıya geçmeden önce yetişmeliydiler, aksi takdirde tüm umutları boşa gidecekti. Turambar, tehlikeyi umursamadan onun altına ulaşabilmek için dik kaya boyunca tırmandı; fakat oradaki dayanılmaz sıcaklık ve leş kokusu yüzünden sendeledi, ve eğer arkasından onu cesurca takip eden Hunthor, kolundan yakalayıp yanına çekmesiydi aşağıya düşmüş olacaktı.



"Ulu yüreğim!" dedi Turambar. "Bana yardım için senin seçilmiş olman ne mutlu!" Fakat o bunu söylerken yukarıdan büyük bir taş fırladı ve Hunthor’un kafasına çarptı, onu suya düşürdü, sonu böyle oldu: o, Haleth Hanedanı’nın en az yiğitlik göstermiş olanı değildi. O zaman Turambar şöyle haykırdı: "Heyhat! Gölgemde yürümek bile zarar verici! Niçin yardım aradım sanki? Artık yalnızsın, Ey Kadersizliğin Efendisi, bu ismi gerçekten hak ediyorum. Şimdi yalnız başına üstesinden gel!"



O an tüm iradesi, Ejder’e ve onun Efendisi’ne olan nefreti ona yöneldi, aniden yüreğinde ve bedeninde daha önce hiç hissetmediği bir kuvvetin belirdiğini farketti; ve uçuruma tırmandı, her bir taşı aştı, her bir kökü aştı, ta ki en sonunda yarığın kenarında büyümekte olan incecik bir dalı kavrayana dek, tepesi kavrulmuş olsa da kökleri hala sağlamdı. Ve orada ağacın iki dalının oluşturduğu çatalın arasında kendini sağlama aldı, Ejder’in karın kısmı tam tepesinde duruyordu, ve Glaurung, gövdesini yukarı çekmeden önce, tüm ağırlığıyla kafasının üstünde sallanıp kaldı. Alt tarafı solgun ve kırışıktı, tamamı sümüksü ve ıslak görünen gri bir salgıyla kaplıydı, her türlü pislik gövdesine yapışıp kalmıştı; ve ölümün pis kokusu üzerine sinmişti. O an Turambar Beleg’in Kara Kılıç’ını çekti, kolunun tüm kuvveti ve tüm öfkesi ile yukarı savurdu, uzun ve açgözlü ölümcül kılıç, kabzasına kadar Glaurung’un karnına saplandı.



O zaman ölümün acısını hisseden Glaurung, tüm ormanı derinden sarsan, ve Nen Girith’teki gözcülerin dehşetten donup kalmasına neden olan bir çığlık attı. Turambar sanki fırtınaya yakalanmışçasına sendeledi, ve aşağıya kaydı, kılıcı avcunun içinden kurtuldu, ve Ejder’in karnında asılı kaldı. Çünkü dehşetle kasılan Glaurung, tüm titreyen gövdesini içine bükmüş ve koyağın karşısına fırlatmıştı, ve karşı kıyıda kıvrandı, haykırdı, vücudu acısının şiddetiyle kasıldı ve büküldü, ta ki etrafındaki kayaları parçalayıncaya kadar, ve sonunda dumanlar ve yıkıntılar içinde yatıp kaldı, artık hareketsiz ve sessizdi.



Turambar ağacın köklerini sıkıca kavradı, sersemledi ve zorlukla dayandı. Kendisini zorladı, güçlükle ayağa kalktı, ve yarı kayarak, yarı tutunarak nehre kadar inmeyi başardı, karşıya geçişin tehlikesini tekrar göze aldı, elleri ve ayakları üzerinde emekleyerek, sımsıkı tutunarak, köpüren sular yüzünden kör olmuş bir şekilde, sonunda karşı kıyıya ulaştı, ve bitkin bir şekilde daha önce aşağı inmek için kulandıkları dar yarıktan yukarı tırmandı. Böyle ulaştı ölü Ejder’in yanına, ve merhametsizce, acıdan çarpılmış olan düşmanına baktı, artık mutluydu.



Glaurung çeneleri açık bir şekilde yere uzanmıştı, fakat tüm ateşi sönmüştü, ve uğursuz gözleri kapalıydı. Yerde boylu boyunca yatıyordu, yan tarafına doğru yuvarlanmıştı, ve Glaurung’un kabzası hala karnında duruyordu. O an Turambar’ın göğsündeki yüreği hızla attı, ve Ejder hala nefes alıyorken kılıcını geri almak istedi, ona armağan edilen bu kılıç şimdi Nargothrond’un tüm hazinelerinden daha değerli idi. Dövülmesi sırasında söylenen sözlerin doğruluğu kanıtlandı, onun bir kez yaraladığı büyük ya da küçük hiçbir şey hayatta kalamazdı.



Bu yüzden düşmanının yanına gitti ve ayağını onun karnına dayadı, Gurthang’ın kabzasını kavradı ve yerinden çıkarmak için tüm gücüyle asıldı. Ve Glaurung’un Nargothrond’da söylediği sözlerle dalga geçercesine haykırdı "Selam sana, Morgoth’un Solucan’ı! Tekrar karşılaşmamız ne hoş! Artık geber ve karanlığa gömül! İşte Húrin oğlu Túrin öcünü böyle alır." Sonra kılıcı çekip çıkardı, o bunu yaparken kapkara bir kan fışkırdı, koluna sıçradı ve eti, kanın zehriyle kavruldu, Turambar acıyla haykırdı. Glaurung kımıldadı ve kötülük dolu gözlerini açtı, Turambar’a öyle nefret dolu bir bakış fırlattı ki, kendini sanki bir okla vurulmuş gibi hissetti; ve hem bu yüzden hem de elindeki dayanılmaz acı yüzünden baygınlık geçirdi, ve tıpkı bir ölü gibi Ejder’in yanında yere serildi, kılıcı altında kalmıştı.







Glaurung’un haykırışları Nen Girith halkına ulaşmıştı, ve hepsini dehşet içinde bırakmıştı; gözcüler acı içinde kıvranan Ejder’in yol açtığı büyük yıkımı ve yangını uzaktan farkettiklerinde kendisine saldıranları ezip yok ettiğine inandılar. Aralarında millerce mesafe olmasını dilediler; fakat toplandıkları yüksek mevkiden ayrılmaya da cesaret edemediler, çünkü Turambar’ın sözlerini hatırlamışlardı, eğer Glaurung yenilirse, ilk olarak Ephel Brandir’e gidecekti. Bu yüzden korku içinde onun hareketine dair bir işaret beklediler, fakat hiçbiri aşağı inip savaş meydanından gelen haberleri öğrenmeyi göze alamadı. Ve Níniel öylece oturdu, kımıldamadı, fakat titriyordu ve dudaklarının kıpırdamasına hakim olamıyordu; çünkü Galurung’un sesini duyduğunda göğsündeki yüreği donup kalmıştı, ve karanlığın yeniden üzerine çöktüğünü hissetti.



Böyle buldu onu Brandir. Çünkü sonunda Celebros üzerindeki köprüden geçebilmişti, yavaş ve bitkin bir şekilde; tüm uzun yol boyunca koltuk değneğine yaslanıp topallayarak yürümüştü, ve evinden buraya en az beş fersah mesafe vardı. Níniel için duyduğu endişe onu buraya çekmişti, şimdi öğrendiği haberler korktuğundan daha kötü değildi. "Ejder nehri geçti," diye anlattı adamlar, "ve Kara Kılıç ölmüş olmalı, tabii ki onunla birlikte gidenler de." Brandir Níniel’in yanında durdu, ve onun ıstırabını tahmin etmeye çalıştı, onu çok istiyordu; fakat yine de aklından şöyle geçirdi: "Kara Kılıç öldü, ve Níniel yaşıyor." Ve birden ürperdi, çünkü aniden etraf Nen Girith’in suları kadar soğuk oluvermişti; pelerinini Níniel’in üzerine örttü. Fakat söyleyecek hiçbir söz bulamadı; ve zaten o da konuşmadı.



Zaman akıp geçti, Brandir hala onun yanında dikiliyordu, gecenin içine dikkatle bakıyor ve dinliyordu; fakat hiçbir şey göremedi, ve Nen Girith’in köpürerek akan sularının sesinden başka hiçbir ses duyamadı, ve şöyle düşündü: "Artık Galurung’un Brethil’e girdiğine dair hiç şüphem kalmadı." Fakat halkına daha fazla acımadı, o ahmaklar onun tavsiyelerine karşı gelmişler ve onu küçümsemişlerdi. "Bırak Ejder Amon Obel’e gitsin, o zaman kaçacak ve Níniel’i uzaklaştıracak zaman olacaktır." Orayı çok az biliyordu, daha önce hiç Brethil’in ötesine yolculuk etmemişti..



Sonunda eğildi ve Níniel’in koluna dokundu, ve ona şöyle dedi: "Vakit geçiyor, Níniel! Gel! Artık gitme zamanı. Eğer bana izin verirsen, seni götüreceğim."



O zaman sessizce ayağa kalktı, ve onun elini tuttu, birlikte köprüyü geçtiler ve Teiglin Geçişleri’ne açılan patikada ilerlediler. Fakat onları karanlığın içindeki gölgeler gibi ilerlerken görenler kim olduklarını bilemediler, ve umursamadılar. Ve sessiz ağaçların arasında ilerlerlerken, ay Amon Obel’in ötesinden yükseldi, ormanın ağaçsız bölgeleri gri bir ışıkla aydınlandı. O an Níniel durdu ve Brandir’e dedi ki: "Yol bu mu?"



Ve o cevapladı: "Hangi yol? Brethil’deki bütün umutlarımız sona erdi. Ejder’den kaçmaktan başka hiçbir yolumuz yok, hala zamanımız varken ondan olabildiğince uzağa kaçmalıyız." Níniel ona şaşkınlıkla baktı ve dedi ki: "Sen beni ona götürmeyi teklif etmemiş miydin? Yoksa beni aldatıyor musun? Kara Kılıç benim aşkım ve kocamdır, ve yapacağım tek şey onu bulmak. Başka ne gibi bir düşünce içindesin? Artık ne istersen onu yap, benim acele etmem gerek."



Brandir bir süre boyunca hayrete düşmüş bir şekilde olduğu yerde kalırken, Níniel ondan uzaklaştı; arkasından seslendi, bağırdı: "Bekle, Níniel! Yalnız başına gitme! Ne bulacağını bilmiyorsun. Seninle geleceğim!" Fakat o bu sözleri hiç önemsemedi, sanki onu önceden donduran kanı, şimdi kendisini yakıyormuş gibi hızla yürüdü; ve başarabildiği kadar hızlı onu takip etmesine rağmen, o kısa bir süre içinde görüş alanından çıktı. O zaman kaderine ve zayıflığına lanet okudu; fakat geri dönmedi.



Artık ay gökyüzünde bembeyaz bir şekilde yükselmişti, neredeyse dolunay evresindeydi, Níniel yüksek araziden nehrin kenarına inerken, orayı anımsadı ve korktu. Çünkü sonunda Teiglin Geçişleri’ne varmıştı, ve Haudh-en-Elleth önünde duruyordu, ayışığında soluk bir şekilde, kara bir gölge onu çarpıtmıştı; ve tümseğin ardında büyük bir korku gizliydi.



Çığlık atarak döndü ve nehir boyunca güneye doğru koştu, kaçarken pelerinini attı, sanki kendisine yapışan karanlığı fırlatıp atmış gibi oldu; beyazlara bürünmüş bir halde çıktı, ve ağaçlar arasından geçerken ayışığında parladı. Böyle gördü onu Brandir, ve onun gittiği yöne doğru yöneldi, ve şans eseri Turambar’ın daha önce kullandığı dar patikayı buldu, çünkü ayak izleri belirgindi, yamaçtan güneye doğru inip nehre ulaştı. Fakat seslenmesine rağmen, o yine umursamadı, ya da duymadı, ve kısa bir süre sonra bir kere daha onun önüne geçti; ve böylece Cabed-en-Aras’ın kenarındaki ormana kadar geldiler, burası Glaurung’un acı çektiği yerdi.



Ay, bulutsuz gökyüzünde Güney’e doğru ilerliyordu, ışık soğuk ve berraktı. Glaurung’un ölümün eşiğinde olduğu harap olmuş mekana geldiklerinde, Níniel onun yerde yatan bedenini gördü, karnı ay ışığında gri renkte görünüyordu; fakat yanında bir adam yatıyordu. O zaman korkusunu unutarak, leşten yayılan dumanların arasından Turambar’a koştu. Yan tarafına düşmüştü, ve kılıcı altında kamıştı, fakat yüzü beyaz ışık altında bir ölününki gibi soluktu. O an ağlayarak kendini onun üstüne attı ve onu öptü; ve ona öyle geldi ki sanki çok zayıf bir şekilde de olsa soluk alıyordu, fakat bunun kötü kaderin bir hilesi olduğunu düşündü, çünkü o soğuktu, ve kımıldamıyordu, ne de ona cevap veriyordu. Ve onu sevgiyle okşarken kolunun sanki kavrulmuş gibi simsiyah olduğunu gördü, onu gözyaşları ile yıkadı, ve giysisinden bir parça koparıp etrafını sardı. Fakat onun dokunuşuna rağmen hala kımıldamamıştı, sonra onu tekrar öptü, yüksek sesle haykırdı: "Turambar, Turambar, geri dön! Duy beni! Uyan! Çünkü ben Níniel’im. Ejder öldü, ve ben burada, senin yanında yalnızım." Fakat hiçbir cevap gelmedi.



Brandir onun ağlayışını duydu, çünkü o da yıkıntının kenarına varmıştı; fakat Níniel’e doğru birkaç adım attıktan sonra aniden durdu ve öylece kaldı. Çünkü Níniel’in ağlayışıyla Glaurung son bir kez kımıldamıştı, tüm bedenin titredi; nefret dolu gözlerini araladı, ve ayışığı gözlerinde parladı, güçlükle soluk alarak konuştu:



"Selam sana, Húrin kızı Nienor, Ölümden önce tekrar karşılaştık. Sana, sonunda kardeşini bulma sevincini bahşediyorum. Ve şimdi onu tanımalısın: karanlıkta hançerleyen, düşmanlarına karşı tehlikeli, dostlarına karşı sadakatsiz, ve soyunun üzerinde bir lanet var, Húrin oğlu Túrin! Fakat yaptıkları arasında en kötüsünü sen içinde hissedeceksin."



Nienor sersemlemiş bir şekilde yere çöktü, fakat Glaurung ölmüştü; ve ölümüyle onun üzerine yaydığı kötülüğün örtüsü düştü, bütün anıları berraklaştı, geçen günler aklında canlandı, Haudh-en-Elleth’te başına gelenlerden önce yaşadığı herşeyi anımsadı. Ve tüm bedeni dehşet ve kederle sarsıldı. Fakat herşeyi duymuş olan Brandir yıkılmıştı, bir ağaca dayanıp kaldı.



O an Nienor aniden ayağa kalktı, ayışığında bir hayalet gibi soluk bir şekilde dikildi, yerde yatan Túrin’e baktı, ve haykırdı: "Elveda, Ey iki kere sevdiğim! A Túrin Turambar turún' ambartanen: kadersizliğin efendisi kadersizlik tarafından yenildi! Ölü olmak ne kadar sevindirici!" Kederden ve dehşetten aklı başından gitmiş bir şekilde o mekandan çılgınça kaçtı; Brandir arkasından sekerek koşmaya çalıştı, ve bağırdı: "Bekle! Bekle, Níniel!"



Sabit gözlerle arkasına bakarak bir süre bekledi. "Beklemek mi?" diye haykırdı. "Beklemek? Senin tavsiyen hep bu oldu. Ben de her zaman seni dinledim! Fakat artık çok geç. Ve şimdi Orta-dünya üzerinde daha fazla beklemeye hiç niyetim yok." Ve onun önüne geçerek hızla uzaklaştı.



Hızlı bir şekilde Cabed-en-Aras’ın kenarına ulaştı, orada dikilerek gürültüyle akan suya baktı, ve haykırdı: "Su, su! Şimdi Húrin kızı Níniel’i al; Yas tutanı, Morwen’in Yas tutan kızını! Al beni ve Deniz’e taşı!" Böylece kendini çıkıntıdan aşağı bıraktı: karanlık uçurumun içinde beyaz bir ışık parladı, kükreyen nehirde bir çığlık kaybolup gitti.



Teiglin’in suları akmaya devam etti, fakat artık orası Cabed-en-Aras değildi: o olaydan sonra insanlar orayı Cabed Naeramarth olarak adlandırdılar; çünkü bir daha orada hiçbir geyik sıçramadı, ve tüm canlı varlıklar oradan uzak durdu, hiç kimse bir daha kıyılarında yürümedi. Oranın karanlığına bakan insanların sonuncusu Handir oğlu Brandir oldu; dehşet içinde oradan uzaklaştı, çünkü yüreği ürpermişti, ve şimdi hayatından nefret etse de çok arzuladığı ölümü göze alamadı. Düşünceleri Túrin Turambar’a yöneldi, ve bağırdı: "Senden nefret mi ediyorum, yoksa sana acıyor muyum? Fakat sen ölüsün. Sana hiçbir şekilde şükran borçlu değilim. Fakat halkım borçlu. Şimdi neler olduğunu benden öğrenecekler."



Ve sonra Nen Girith’e doğru topallayarak yürümeye başladı, Ejder’in durduğu yerden içi ürpererek kaçındı; ve dik patikayı tekrar tırmanırken ağaçların arasından dikkatle bakan bir adamı farketti, onun uzaklaştığını gördü. Fakat batmakta olan ayın parlaklığında yüzünü farketti.



"Hey, Dorlas!" diye seslendi. "Ne haberlerin var? Nasıl canlı olarak döndün? Akrabama ne oldu?"



"Bilmiyorum," diye yanıtladı Dorlas aniden.



"Bu çok tuhaf," dedi Brandir.



"Eğer bilmek istiyorsan," dedi Dorlas, "Kara Kılıç bizi karanlıkta Teiglin’in sığlık yerine götürdü. Başaramamam çok mu tuhaf? Bir balta ile diğerleriden çok daha iyi bir savaşçıyım, fakat benim bir keçininki gibi ayaklarım yok."



"Öyleyse Ejder’e yanlarında sen olmadan mı ulaştılar?" dedi Brandir. "Fakat karşıya nasıl geçtiler? En azından yakınlarda bir yerlerde duruyor olmalıydın, başlarına neler geldiğini görmüş olmalısın."



Fakat Dorlas cevap vermedi, gözlerindeki nefretle donuk bir şekilde Brandir’e baktı. O an Branidir aniden anladı ki, bu adam arkadaşlarını yüzüstü bırakmıştı, bu utanılacak hareketi yüzünden de ormana saklanmıştı. "Utanç duymalısın, Dorlas!" dedi. "Üzüntülerimizin kaynağı sensin: Kara Kılıç’ı yalnız bıraktın, Ejder’i üzerimize çektin, beni küçümsedin, Hunthor’u ölüme sürükledin, ve sinsi sinsi ormanın içine kaçtın!" Ve konuşurken aklına başka bir düşünce takıldı, son derece kızgın bir şekilde şöyle dedi: "Bize niçin haber ulaştırmadın? Bu belki cezanı hafifletebilecek bir davranış olurdu. Eğer bunu yapmış olsaydın, Leydi Níniel’in onları kendi başına araması gerekmezdi. Ejder’le hiç karşılaşmamış olurdu. Şimdi yaşıyor olabilirdi. Dorlas, Senden nefret ediyorum!"



"Nefretini sakla!" dedi Dorlas. "Nefretin de tavsiyelerin gibi önemsiz. Çünkü bence Orklar gelmiş olurlar ve seni kendi bahçene korkuluk olarak asarlardı. Sinsi ismini sen kendin için kullan!" Ve bunu söyledikten sonra utancı öfkesini arttırmıştı, Brandir’e doğru yumruğunu savurdu, ve bu onun hayatının sonu oldu, gözleri son kez şaşkınlık içinde bakıp dondu: çünkü Brandir kılıcını çekmiş ve öldürücü darbesini indirmişti. Bir süre titreyerek bekledi, kandan midesi bulandı; ve kılıcını fırlatıp atarak döndü, değneğine yaslanarak yoluna devam etti.



Brandir Nen Girith’e girerken solgun ay battı, gece bitiyordu; sabah Doğu ufkundan geliyordu. Köprünün yanında bekleyen insanlar şafakta onu gri bir gölge gibi gelirken gördüler, ve bazıları merakla sordular: "Nerelerdeydin? Onu gördün mü? Çünkü Leydi Níniel gitti."



"Evet, o gitti," dedi. "Gitti, gitti ve bir daha dönmeyecek! Fakat ben size haber getirmek için geldim. Şimdi dinleyin, Brethil halkı, ve şimdi anlatacağım öykü gibi başka bir öykü hiç yaşanmış mı söyleyin bana! Ejder öldü, fakat Turambar da onun yanında öldü. Ve bunların her ikisi de çok iyi haberler: evet, kesinlikle ikisi de çok iyi."



Halk, onun söylediklerine şaşırarak kendi arasında mırıldandı, ve bazıları onun bir çılgın olduğunu söyledi; fakat Brandir devam etti: "Beni sonuna kadar dinleyin! Níniel de öldü, çok sevdiğiniz sevgili Níniel, benim herşeyden daha çok değer vererek sevdiğim Níniel. Kendini Geyik Sıçrayışı’ndan aşağıya attı, ve Teiglin’in sivri dişleri onu aldı. O gitti, yaşamdan nefret ederek gitti. Çünkü kaçmadan önce şunu öğrendi: ikisi de Húrin'in çocuklarıydılar, kız ve erkek kardeşler. Birine Mormegil deniyordu, kendisine Turambar ismini vermişti, geçmişinden saklanıyordu: Húrin oğlu Túrin. Diğerine Níniel adını vermiştik, geçmişini bilmiyorduk: Gerçek adı Nienor’du, Húrin’in kızı. Kötü kaderlerinin gölgesini Brethil’e taşıdılar. Burada kaderleri sona erdi, ve acıları yüzünden bu topraklar bir daha asla özgür olamayacak. Artık buraya Brethil demeyin, burası Halethrim’in toprağı değil, burası Sarch nia Hîn Húrin, Húrin’in Çocukları’nın Mezar’ı!"



O zaman her ne kadar bu kötülüğün nasıl geçip gittiğini henüz anlayamamış olsalar da, halk ayakta dururken acıyla gözyaşı döktü ve bazıları dedi ki: "Teiglin’de sevgili Níniel için bir mezar var, Turambar’ın mezarı ise yok, o insanların en yiğitiydi. Kurtarıcımızı göğün altında öylece yatarken bırakamayız. Haydi ona gidelim."







"

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· Bitmemiş Öyküler Çevirileri. Hakkında
· Yayınlayan Editör: iarwain-ben-addar-
· Ana Sayfa


Bitmemiş Öyküler Çevirileri. Hakkında en çok okunan :
Galadriel ve Celeborn’a Dair


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"Bitmemiş Öyküler: glaurung'un ölümü" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 17 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen Fireforge Tarih: Ocak 29, 2004 - 14:30:40
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Anaglareb kişisini reklamını yaptıgım bolumlerı elımden geldiğince çevirip kendisine yollamama rağmen daha bir haber alamadım kızıyorum :PP


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen Aragorn-2 (eyuksek@eng.marmara.edu.tr) Tarih: Ocak 28, 2004 - 12:15:27
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
sevgili iarwain-ben-adar. o senin anlattığın ölüm. turin'in ölümü isimli bölümde var. onu da çevirmiştim ben. yollarım buraya. yani silmarillionla aralarında çok değişiklik yok. sadece burada daha ayrıntılı anlatılıyor herşey


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen anaglareb (anaglareb@superonline.com) Tarih: Ocak 28, 2004 - 17:06:08
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://www.ardalogy.com
Turin'in çocukluğu, Hurin ve Morgoth'un konuşmaları, nienor brethil'de, turin'in gondoline varışı çok yakında(reklamımızı da yapalım:))

Erebor Arayışı ve Ferah çayırlar felaketi, redaksiyon aşamasında. Kalan narn i hin hurin bölümleri çeviriliyor.

Palantir bölümü hazır. Aldarion ve Erendis de gelebilir.

Bu haftaki güncellemeye bir tanesini yetiştireceğim.

Tekrar saol erhan abi. Senin bölümlerin başlangıçları da geliyor gördüğün gibi. Destekleriniz için teşekkürler. Bir yılı aştı bu proje ve yavaş yavaş oluyor...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen iarwain-ben-addar (iarwainbenaddar@yahoo.com) Tarih: Ocak 28, 2004 - 11:10:37
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)

"Selam sana, Húrin kızı Nienor, Ölümden önce tekrar karşılaştık. Sana, sonunda kardeşini bulma sevincini bahşediyorum. Ve şimdi onu tanımalısın: karanlıkta hançerleyen, düşmanlarına karşı tehlikeli, dostlarına karşı sadakatsiz, ve soyunun üzerinde bir lanet var, Húrin oğlu Túrin! Fakat yaptıkları arasında en kötüsünü sen içinde hissedeceksin."


Valla ne diyim. Turin`in öyküsünü ne zaman okusam hep ağlamaklı olurum. Bu kadar acıyı hangi yürek kaldırabilir ki?

Yalnız, Silmarillon`a göre farklılık var burada.

Turin, Kara kılıca benim de canımı alırmısın diye sorar ve onun kabzasını dik bir şekilde toprağa saplayıp, kendisini de üzerine bırakıp öyle ölürdü.
Ölümü daha farklı yazılmış demek ki daha önce...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

unfinished tales in çevrimi (Puan: 1)
Gönderen DarkLady_undionel (buyucupolgara@yahoo.com) Tarih: Ocak 27, 2004 - 21:32:58
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
bende yardım edebilirim eğer sadece 2 kişiyseniz


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen anaglareb (anaglareb@superonline.com) Tarih: Ocak 26, 2004 - 15:13:19
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://www.ardalogy.com
abi ellerine sağlık. da bizim proje devam ediyor gibi çevirilmeyen bölümler için yeniden böldüm yeni arkadaşlar katıldı, şimdi tekrar bölüp tekrar göndercem bikaç bölümü. Yanı yapıcaz bişiler.

Bu arada hayırlı olsun:)

sevgiler


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen Angelic Tarih: Ocak 27, 2004 - 10:54:47
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Öncelikle tebrik ederim.
Sonrasında da yazdırdım ve öyle okuyacağım. Projeye katılan tüm arkadaşlara ve sana teşekkür ederim. Ellerinize saplık..


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

UTTP hakkinda (Puan: 1)
Gönderen AndreleN Tarih: Ocak 31, 2004 - 15:19:58
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Aldigim 5 bölümü çevirdigimde mi yollayayim yoksa ilk bölümü çevirirsem hemen göndereyim mi?


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: glaurung'un ölümü (Puan: 1)
Gönderen Greensleeves Tarih: Şubat 01, 2004 - 03:54:23
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
tebrik ederim, hem yüksek lisansın için hem de bu güzel yazı için.

çeviri yapmak uzun ve yorucu bir iş; en azından ben 3 sayfa birşeyi çevirmek için çektiğim zahmeti düşündükçe böyle çeviriler yollayan arkadaşları daha bir takdir ediyorum. daha önce, projeye katkı anlamında bir önerim olmuştu. şimdi de bunda haklı olduğumu gördüm: demiştim ki, çevirilerinizi okuyacak biri olsa... en azından "size ait olmayan" bir üçüncü göz de değerlendirse yazıları... bu işe gönüllüydüm, hala da öyleyim:)

önerimin altında yatan şeye bir örnek vereceğim senin yazından (büyük bir eksiklik değil; ancak bir iş yapılıyorsa tam yapılsın, benim de buna katkım olabilirse ne mutlu):

"O an tüm iradesi, Ejder’e ve onun Efendisi’ne olan nefreti ona yöneldi,... "

bu cümleyi defalarca okudum ama anlamadım. uzun ve zorlu bir yazıda gözden kaçmış bir cümle bozukluğu olabilir mi? bu tip konularda yardımcı olmak isterim, eğer yapabilirsem.

tekrar tebrik ederim, keyifle okuduğum bir yazıydı. hem içerik olarak hem de çeviri olarak:)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012